Güneş Kremi Seçiminde Nelere Dikkat Edilmeli?

Güneş kremi, gündüz cilt bakımı rutininizde çok önemlidir. İster birkaç saatliğine dışarı çıkın, ister plajda veya havuz kenarında tatil yapın, cildinizi güneşin zararlı ışınlarından korumak için doğru güneş kremini uygulamak gerekir. 

Peki güneş kremi seçiminde nelere dikkat edilmeli? Satın alırken aramanız gereken özellikler nelerdir? Sorularına yanıt bulmak istiyorsanız bu yazımız tam da size göre okumaya devam edebilirsiniz.

Güneş Kremi Seçiminde Nelere Dikkat Edilmeli?

Güneş kremi seçerken öncelikle SPF (Güneş Koruma Faktörü) değerine dikkat etmek önemlidir. Cildinizin ihtiyacına göre en az SPF 30 tercih edilmelidir.

Suya dayanıklı ve geniş spektrumlu koruma sağlayan bir güneş kremi seçmek, hem UVA hem de UVB ışınlarına karşı koruma sağlar. Ayrıca, cilt tipinize uygun formülasyonu seçmek (yağlı, kuru, hassas vb.) ve güneş kremi uygulama talimatlarına dikkat etmek önemlidir.

Güneş Kremi Nasıl Kullanılır?

Güneş kremi kullanırken, cildinizi temizledikten ve nemlendirdikten sonra yüzünüze ve vücudunuza uygulayın. Ürünü yeterli miktarda ve homojen bir şekilde cildinize yayarak uygulayın, özellikle göz çevresi gibi hassas bölgeleri atlamayın.

Güneşe çıkmadan en az 15-30 dakika önce güneş kremi sürmeyi unutmayın ve iki saatte bir tekrarlayarak korumanızı güçlendirin. Ayrıca, terledikten veya suyla temas ettikten sonra da yeniden uygulama yapmayı unutmayın.

Güneş Kremi Ne İşe Yarar?

Güneş kremi, cildi güneşin zararlı etkilerinden korur ve cilt kanseri riskini azaltır. UVA ve UVB ışınlarına karşı koruma sağlayarak erken yaşlanma belirtilerini önler. Güneş yanıklarını ve lekelenmeleri azaltır, cildinizi güneşin yan etkilerinden korur. Ayrıca, güneş kremi kullanarak cildinizi nemlendirir ve sağlıklı bir görünüm sağlar.

Güneş Kremi Seçiminde Nelere Dikkat Edilmeli?

Güneş kremi seçiminde dikkat edilmesi gereken noktalar:

  • SPF Değeri: Güneş kremi alırken SPF değerine dikkat edin. En az SPF 30 içeren bir ürün tercih edin. Bu, cildinizi UVB ışınlarına karşı korur.
  • Geniş Spektrumlu Koruma: Güneş kremi seçerken geniş spektrumlu koruma sağlayanları tercih edin. Bu, cildinizi hem UVA hem de UVB ışınlarına karşı korur.
  • Cilt Tipinize Uygunluk: Cilt tipinize uygun bir güneş kremi seçin. Yağlı, kuru, hassas veya karma cilde sahipseniz, bu duruma uygun bir ürün seçmek önemlidir.
  • Su Dayanıklılığı: Suya dayanıklı bir güneş kremi tercih edin, özellikle yüzme veya terleme gibi durumlarda korumanın etkili olmasını sağlar.
  • Kullanım Talimatları: Güneş kremi kullanım talimatlarına dikkat edin. Genellikle, güneşe çıkmadan en az 15-30 dakika önce uygulanması önerilir ve iki saatte bir tekrarlanmalıdır.
  • İçerikler: Mümkünse, cildinize zarar verebilecek kimyasal içeriklerden kaçının. Mineral bazlı veya doğal içeriklere sahip güneş kremleri tercih edebilirsiniz.

Güneş Kremi Kullanmanın Faydaları Nelerdir?

Güneş kremi kullanmanın faydaları:

  • Cilt Kanseri Riskini Azaltır: Güneş kremi düzenli olarak kullanıldığında, cilt kanseri riskini azaltır. UV ışınlarına maruz kalmak cilt kanseri gelişimine katkıda bulunabilir, ancak güneş kremi bu riski azaltır.
  • Erken Yaşlanmayı Önler: Güneş kremi, UVA ve UVB ışınlarına karşı koruma sağlayarak cildin erken yaşlanma belirtilerini önler. Güneşe maruz kalmak ciltte kırışıklıklar, lekeler ve sarkmaların oluşmasına neden olabilir, ancak güneş kremi bu etkileri azaltır.
  • Güneş Yanıklarını Önler: Güneş kremi, cildi güneş yanıklarından korur. Güneş yanıkları cildin hasar görmesine ve ağrılı olmasına neden olabilir, ancak düzenli olarak güneş kremi kullanarak bu riski azaltabilirsiniz.
  • Cilt Sağlığını Korur: Güneş kremi, cildi güneşin zararlı etkilerinden korur ve cilt sağlığını korur. Cilt, güneşe maruz kaldığında kuruyabilir, tahriş olabilir veya lekeler oluşabilir, ancak güneş kremi kullanarak cildi koruyabilir ve sağlıklı tutabilirsiniz.

Güneş Kremi Kullanmamanın Zararları Nelerdir?

Güneş kremi kullanmamanın zararları arasında cilt kanseri riskinin artması, erken yaşlanma belirtilerinin görülmesi, güneş yanıkları ve lekelenme gibi cilt hasarları bulunmaktadır.

Ayrıca UV ışınlarına maruz kalmak, cildin kurumasına ve hassasiyetinin artmasına neden olabilir. Güneş kremi düzenli kullanımı, cildi bu zararlardan koruyarak sağlıklı ve genç bir cilt için önemlidir.

Güneşten Koruyucu Kremler Kaç Yıl Dayanır?

Güneşten koruyucu kremler genellikle üretim tarihinden itibaren 2 ile 3 yıl arasında dayanır. Ancak, kremin nasıl saklandığı ve ambalajının hasar görüp görmediği gibi faktörler bu süreyi etkileyebilir. Kremin etkinliğini koruması için son kullanma tarihine dikkat etmek önemlidir.

Sıkça Sorulan Sorular
Güneş Kremini Neye Göre Seçmeliyiz?

Güneş kremi seçerken cilt tipinize ve güneşe maruz kalma sürenize uygun bir faktör seçmelisiniz. Örneğin, yağlı ciltler için hafif, yağsız formüller tercih edilmelidir.

Ayrıca, geniş spektrumlu koruma sağlayan ve en az SPF 30 olan ürünleri tercih etmek önemlidir. Cildiniz hassassa, parfüm ve kimyasal içermeyen, dermatologlar tarafından onaylanmış ürünleri seçmek daha uygun olabilir.

En İyi Güneş Kremi Kaç Faktör Olmalı?

En iyi güneş kremi en az SPF 30 ve geniş spektrumlu koruma sağlayan bir faktöre sahip olmalıdır. Geniş spektrumlu koruma, cildi UVA ve UVB ışınlarına karşı korur.

SPF 30, güneşten gelen zararlı ışınlara karşı etkili bir koruma sağlar ve cildinizi güneş yanıklarından ve cilt kanseri riskinden korur.

Güneş Kreminde Hangi İçerik Olmamalı?

Güneş kremi seçerken içerikler arasında parabenler, oksibenzon, oktokrilen, avobenzon gibi kimyasal koruyucular ve parfüm gibi potansiyel tahriş edici maddeler bulunmamalıdır.

Ayrıca, cildinize zarar verebilecek alkol, petrolatum ve mineral yağ gibi bileşenlerden de kaçınılmalıdır. Doğal ve cildi koruyan içerikler tercih edilmelidir.

Önce Nemlendirici Mi Yoksa Güneş Kremi Mi?

Nemlendiriciyi önce uygulamak daha iyidir, çünkü bu cildinizi nemlendirir ve besler, ayrıca güneş kremi uygulandığında cildinizin korunmasına katkı sağlar. Ancak, bazı ürünler her ikisini de bir arada sunar, böylece tek bir adımda hem nemlendirici hem de güneş koruması elde edebilirsiniz.

Bu makalemizde, güneş kremi seçerken nelere dikkat etmeniz gerektiğini ele aldık. Yazımızı faydalı bulduysanız, lütfen yorumlarda paylaşmayı unutmayın.

İdeal Bir Göz Çevresi Bakımı Nasıl Olmalı?

İdeal bir göz çevresi bakımının nasıl olması gerektiğini detaylı bir şekilde inceliyoruz. Okumaya devam ederek, daha fazla bilgi edinebilirsiniz.

“İdeal Bir Göz Çevresi Bakımı Nasıl Olmalı?” Siz de öğrenmek istiyorsanız, yazımızı takip etmeye devam edin.

Göz Çevresi Bakımı Neden Önemli?

Göz çevresi, cildin en ince ve hassas bölgelerinden biridir ve yaşlanma belirtileri burada daha belirgindir. Göz çevresindeki bakım, kırışıklıkları azaltarak genç ve taze bir görünüm sağlar.

Aynı zamanda göz altı torbaları ve şişliklerin azalmasına yardımcı olarak dinç bir görünüm sunar. Göz çevresi bakımı, gözlerinizi çevreleyen derinin nem dengesini koruyarak sağlıklı bir cilt bariyeri oluşturur.

Ayrıca, düzenli bakım ile göz çevresinde oluşabilecek koyu halkaları ve pigmentasyonu azaltabilirsiniz. Göz çevresi bakımı, genel cilt sağlığınızı destekleyerek parlak ve canlı bir görünüm elde etmenize yardımcı olur.

Neden Göz Çevresinde Daha Erken Kırışıklık Oluşumu Başlar?

Göz çevresindeki cilt, vücudun diğer bölgelerine göre daha ince ve hassas olduğu için daha çabuk kırışır. Bu bölgedeki cilt, yüz ifadelerinin sıkça tekrarlanması nedeniyle daha fazla hareket eder, bu da kırışıklıkların oluşumunu hızlandırır.

Göz çevresindeki cilt, yeterince yağ bezleri içermediği için doğal nemini korumakta zorlanır, bu da kuruluk ve kırışıklık oluşumunu artırır. Ayrıca, UV ışınlarına maruz kalma ve güneşin zararlı etkileri, göz çevresinde erken yaşlanma belirtilerinin ortaya çıkmasını hızlandırabilir.

Göz Çevresi Morlukları ve Torbaları Neden Olur?

Göz çevresindeki morlukların ve torbaların yaygın nedenleri:

  • Uyku eksikliği: Yetersiz uyku, göz altı torbalarının ve morlukların ana nedenlerinden biridir. Uyku eksikliği cildin daha soluk ve yorgun görünmesine neden olabilir.
  • Genetik faktörler: Ailede göz altı torbaları veya morlukları varsa, bireyin bunları miras alması olasıdır. Genetik faktörler, cilt altı yağ ve kolajen miktarının azalmasına veya cilt dokusunun incelmesine yol açabilir.
  • Yaşlanma: Yaş ilerledikçe, cilt altındaki yağ ve kolajen miktarı azalır. Bu durum, cildin incelmesine ve göz altı torbalarının ve morluklarının daha belirgin hale gelmesine neden olabilir.
  • Tuzlu beslenme: Tuzlu gıdaların tüketimi, vücutta su tutulmasına neden olabilir. Bu da göz altı torbalarının belirginleşmesine katkıda bulunabilir.
  • Stres: Stres, vücudun genel sağlığını ve cilt durumunu etkileyebilir. Stres altındayken, cilt daha soluk ve yorgun görünebilir, bu da göz altı torbalarının ve morluklarının daha belirgin hale gelmesine yol açabilir.
  • Sigara ve alkol tüketimi: Sigara içmek ve aşırı alkol tüketmek, cildin dolaşımını etkileyebilir ve cildin daha soluk ve yaşlı görünmesine neden olabilir. Bu da göz altı torbalarının ve morluklarının ortaya çıkmasına katkıda bulunabilir.
  • Alerjiler: Alerjik reaksiyonlar, gözlerin etrafındaki ciltte şişmeye ve morarmaya neden olabilir. Bu da göz altı torbalarının ve morluklarının ortaya çıkmasına yol açabilir.
  • Su tüketiminde azalma: Yeterli miktarda su tüketmemek, vücudun dehidrasyona girmesine ve cildin daha mat ve cansız görünmesine neden olabilir. Bu durum, göz altı torbalarının ve morluklarının belirginleşmesine katkıda bulunabilir.

Göz Kremi Ne Zaman Kullanılmalı?

Göz kremi genellikle göz çevresindeki hassas cilt için kullanılır. Bu kremi kullanmanın en iyi zamanı sabah ve akşam cilt bakım rutininizdir. Göz kremi, göz çevresindeki kırışıklıkları azaltmaya, göz altı torbalarını ve şişlikleri hafifletmeye ve cildi nemlendirmeye yardımcı olabilir.

Göz kremi kullanırken nazik hareketlerle uygulamak önemlidir ve göz içine doğrudan temas etmemeye dikkat edilmelidir. Ayrıca, ürününüzün içeriğine ve cilt tipinize uygun olup olmadığını kontrol etmek önemlidir.

İdeal Bir Göz Çevresi Bakımı Nasıl Olmalı?

İdeal bir göz çevresi bakımı için aşağıdaki adımları takip edebilirsiniz:

  1. Temizlik
  2. Nemlendirme
  3. Güneş Koruması
  4. Beslenme
  5. Uyku ve Dinlenme
  6. Sigara ve Alkol
  7. Göz Egzersizleri
  8. Stres Yönetimi
  • Temizlik:
    Göz makyajını nazik bir göz makyaj temizleyici ile çıkartın.
    Göz çevresini nazik bir temizleyici ile yıkayın ve kurulayın.
  • Nemlendirme:
    Göz çevresi için özel olarak formüle edilmiş bir göz kremi veya serum kullanın.
    Nemlendiriciyi parmak uçlarınızla nazik hareketlerle göz çevresine uygulayın.
  • Güneş Koruması:
    Güneşe çıkmadan önce göz çevresine güneş koruyucu uygulayın.
    Gözlük kullanarak gözleri güneşin zararlı etkilerinden koruyun.
  • Beslenme:
    Dengeli bir beslenme alışkanlığı edinin. Cilt sağlığı için omega-3 yağ asitleri içeren gıdaları tüketin.
    Bol miktarda su için ve antioksidan açısından zengin meyve ve sebzeleri yiyin.
  • Uyku ve Dinlenme:
    Yeterli uyku alın. Yorgunluk ve stres göz çevresinde şişliklere neden olabilir.
    Gözlerinizi dinlendirmek için düzenli aralıklarla gözlerinizi kapatarak dinlenme yapın.
  • Göz Egzersizleri:
    Göz kaslarınızı güçlendirmek ve göz yorgunluğunu azaltmak için düzenli olarak göz egzersizleri yapın.
  • Sigara ve Alkol:
    Sigara içmekten kaçının ve alkol tüketimini sınırlayın. Bunlar cildin yaşlanmasını hızlandırabilir.
  • Stres Yönetimi:
    Stresi azaltmak için yoga, meditasyon veya diğer rahatlama tekniklerini deneyin. Stressiz bir yaşam göz çevresi sağlığını olumlu yönde etkiler.

Göz Kremi Ne Zaman Kullanılmalı?

Göz kremi, genellikle sabah ve akşam olmak üzere günlük cilt bakım rutininizin bir parçası olarak kullanılır. Sabahları uygulanan göz kremi, gün boyunca göz çevresini nemlendirir, korur ve göz altı torbaları gibi belirtileri hafifletmeye yardımcı olur.

Akşamları ise göz kremi, cildin gece boyunca yenilenmesine ve dinlenmesine destek olur, böylece göz çevresindeki kırışıklıkları azaltmaya ve yenilenmeye yardımcı olabilir. Göz kremi, nazik ve hafif dokunuşlarla uygulanmalı ve göz içine doğrudan temas etmemeye dikkat edilmelidir.

Göz Kremi Uygularken Nelere Dikkat Etmeli?

Göz kremi uygularken dikkat etmeniz gereken bazı önemli noktalar şunlardır:

  • Nazik Uygulama: Göz çevresi cilt oldukça hassas olduğundan, göz kremi uygularken nazik hareketler kullanın. Aşırı ovalama veya çekme yapmaktan kaçının.
  • Uygun Miktar: Küçük bir miktar göz kremi kullanın. Fazla miktarda ürün uygulamak göz çevresini ağırlaştırabilir ve ürünün cildiniz tarafından emilmesini zorlaştırabilir.
  • Dikkatli Uygulama: Göz kremi uygularken göz içine veya göz kapaklarına doğrudan temas etmekten kaçının. Bu, tahrişe veya gözlerde rahatsızlığa neden olabilir.
  • İçerik Kontrolü: Kullanacağınız göz kremi, göz çevresi için özel olarak formüle edilmiş olmalı ve cilt tipinize uygun olmalıdır. Tahriş edici veya alerjik reaksiyonlara neden olabilecek bileşenleri içermemesine dikkat edin.
  • Rutin Uygulama: Göz kremi kullanımını cilt bakım rutininizin bir parçası haline getirin. Sabah ve akşam düzenli olarak uygulamak, göz çevresindeki cilt sağlığını korumaya ve iyileştirmeye yardımcı olur.
  • Gözlük Kullanımı: Göz kremi uyguladıktan sonra güneşe çıkacaksanız, güneş gözlüğü takarak gözleri güneşin zararlı etkilerinden koruyun.

Bu dikkat noktalarına dikkat ederek göz kremi uygularken cildinizi doğru şekilde koruyabilir ve bakımını yapabilirsiniz.

Göz Kremini Nasıl Seçmelisiniz?

Göz kremi seçerken, cildinizin ihtiyaçlarına odaklanın ve yaşlanma belirtileriyle mücadele etmek için içeriğinde antioksidanlar veya retinol gibi etkili bileşenler arayın.

Ayrıca, hassas göz çevresi için hipoalerjenik ve parfümsüz bir formül tercih etmek önemlidir. Son olarak, güneş koruması içeren bir göz kremi seçerek UV ışınlarının zararlı etkilerine karşı ekstra koruma sağlayabilirsiniz.

Sıkça Sorulan Sorular
Önce Göz Kremi Mi Güneş Kremi Mi?

Güneş kremi, güneşe çıkmadan önce uygulanmalıdır çünkü cildi UV ışınlarına karşı korurken, göz kremi ise günlük cilt bakım rutininin bir parçası olarak temizlenmiş ve nemlendirilmiş cilde uygulanmalıdır, bu yüzden genellikle göz kremi önce uygulanır.

Göz Çevresi İçin Krem Mi Serum Mu?

Göz çevresi için krem ve serum farklı ihtiyaçlara hitap eder; krem genellikle daha yoğun nemlendirme sağlar ve yaşlanma belirtileriyle mücadele ederken, serum daha hafif formülüyle daha hızlı emilir ve özellikle koyu halkalar veya şişlikler için hedeflenmiş bakım sunar.

Göz Çevresi İçin Hangi Yağ?

Göz çevresi için en uygun yağlar genellikle hafif ve hipoalerjeniktir, örneğin, badem yağı veya argan yağı gibi. Bu yağlar cildi besler, nemlendirir ve hassas göz çevresindeki kırışıklıkların ve kuruluğun görünümünü azaltmaya yardımcı olabilir.

Bu yazımızda, göz çevresi bakımının ideal yöntemlerini adım adım ele aldık, cilt sağlığı için en etkili uygulamaları ve doğru ürün seçimini nasıl yapabileceğinizi detaylı bir şekilde açıkladık. Yazımızdan faydalandıysanız belirtmeniz bizi mutlu eder. Teşekkürler!

Metabolizma Hızlandırmanın En Kolay Yolu

Metabolizma hızlandırmanın en kolay yolu konusunu detaylı bir şekilde inceliyoruz. Okumaya devam ederek, metabolizma hızlandırmanın en kolay yolunu siz de öğrenebilirsiniz.

Metabolizma hızını artırmak için beslenme, egzersiz ve uyku önemlidir. En kolay yolu metabolizmayı hızlandırmak için bu faktörleri dengelemektir. Beslenme, düzenli egzersiz ve yeterli uyku sağlıklı bir metabolizma için kritiktir. Sağlıklı bir yaşam tarzı, metabolizmayı etkileyen faktörleri olumlu yönde etkileyebilir.

Metabolizma Nedir?

Metabolizma, organizmanın yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan kimyasal reaksiyonların tümüdür. Bu süreçlerde besin maddeleri enerjiye dönüştürülür ve hücrelerin ihtiyaç duyduğu yapı taşları sağlanır.

Metabolizma, sindirim, solunum, dolaşım ve bozunum gibi birçok sistem tarafından kontrol edilir. Hücresel seviyede gerçekleşen metabolizma, organizmanın homeostazisini (dengeyi) korur ve yaşamsal fonksiyonları destekler.

Metabolizma hızı, genetik faktörler, yaş, cinsiyet, aktivite seviyesi ve beslenme alışkanlıkları gibi çeşitli faktörlerden etkilenir.

Metabolizma Hızı Neden Önemlidir?

Metabolizma hızı, vücudun enerji kullanımını ve besinlerin nasıl işlendiğini belirler. Hızlı bir metabolizma, daha fazla kalori yakılmasını sağlayarak kilo kontrolüne yardımcı olabilir.

Ayrıca, metabolizma hızı, enerji seviyelerini, performansı ve genel sağlığı etkiler. Özellikle kilo verme veya kilo alma çabalarında metabolizma hızının dengeli olması önemlidir.

Metabolizma Hızı Nasıl Belirlenir?

Metabolizma hızı, bazal metabolizma hızı (BMR) veya total günlük enerji harcaması (TDEE) hesaplanarak belirlenebilir.

BMR, dinlenme halindeki vücudun belirli bir süre içinde harcadığı enerji miktarını ifade eder ve yaş, cinsiyet, boy, kilo gibi faktörlere bağlı olarak hesaplanır.

TDEE ise günlük aktiviteler, egzersiz düzeyi ve diğer faktörleri de dikkate alarak hesaplanan toplam enerji harcamasını ifade eder.

Metabolizma Hızı Nasıl Değişir?

Metabolizma hızı, bir dizi faktörden etkilenir ve değişebilir. Örneğin, yaşla birlikte metabolizma genellikle yavaşlar, çünkü yaşlanmayla birlikte kas kütlesi azalır ve hormon seviyelerinde değişiklikler meydana gelir.

Cinsiyet de önemli bir faktördür; erkeklerin genellikle daha yüksek bir metabolizma hızı vardır çünkü daha fazla kas kütlesine sahiptirler.

Aktivite seviyesi de metabolizma hızını etkiler; düzenli egzersiz yapanlar genellikle daha hızlı bir metabolizmaya sahip olabilirler. Ayrıca, genetik faktörler, hormonal dengesizlikler, beslenme alışkanlıkları ve sağlık durumu da metabolizma hızını etkileyebilir.

Metabolizma Hızlandırmanın En Kolay Yolu

Metabolizmayı hızlandırmanın bazı kolay yolları şunlardır:

  • Egzersiz Yapmak:

Kardiyovasküler egzersizler (koşu, yüzme, bisiklet sürme) ve direnç antrenmanları (ağırlık kaldırma) metabolizmayı hızlandırabilir ve kalori yakımını artırabilir.

Egzersiz sonrası oluşan “artan metabolik hız” etkisi sayesinde, vücut egzersiz sonrasında da daha fazla kalori yakabilir.

  • Kas Kütlesini Artırmak:

Kaslar, vücudunuzun daha fazla enerji tüketmesine yardımcı olur. Bu nedenle, direnç antrenmanları yaparak kas kütlesini artırabilir ve metabolizmayı hızlandırabilirsiniz.

  • Daha Sık ve Dengeli Beslenmek:

Düzensiz yemek yemek veya uzun süre aç kalmak, metabolizmayı yavaşlatabilir. Bu yüzden düzenli aralıklarla ve dengeli beslenmeyi tercih etmek önemlidir.

Protein tüketimi, sindirimi daha zor olduğu için metabolizmayı hızlandırabilir ve daha fazla enerji harcamanıza yardımcı olabilir.

  • Su İçmek:

Vücut, metabolizma için suya ihtiyaç duyar. Yeterli su içmek, sindirim sürecini destekler ve metabolizmanın düzgün çalışmasını sağlar.

  • Kafein Tüketmek:

Kafein, metabolizmayı hızlandırabilir ve yağ yakımını artırabilir. Ancak aşırı tüketimden kaçınılmalıdır.

  • Daha Aktif Olmak:

Günlük aktivitelerde daha fazla hareket etmek, oturarak geçirilen süreyi azaltmak ve merdiven kullanmak gibi basit değişiklikler, metabolizmayı artırabilir.

  • Daha İyi Uyku Almak:

Yeterli ve kaliteli uyku almak, hormonal dengeyi korur ve metabolizmanın düzgün çalışmasına yardımcı olabilir.

Metabolizmayı Hızlandıran Besinler Nelerdir?

Metabolizmayı hızlandıran besinler şunları içerebilir:

  1. Proteinler: Vücut proteinleri sindirmek için daha fazla enerji harcar, bu da metabolizmayı artırabilir.
  2. Yeşil Çay: Kafein içeriği ve antioksidanlar, yeşil çayın metabolizmayı hızlandırıcı etkisi olduğuna işaret eder.
  3. Baharatlar: Özellikle acı biber gibi baharatlar, metabolizmayı geçici olarak artırabilir.
  4. Su: Hidrasyon sağlamak, metabolizmanın düzgün çalışması için önemlidir.
  5. Lifli Besinler: Lif, sindirim sürecini artırarak metabolizmayı hızlandırabilir.
  6. Yoğurt ve Fermente Ürünler: Probiyotikler, sindirim sistemi sağlığını destekleyerek metabolizmayı etkileyebilir.
  7. Kafein: Kafein, metabolizmayı kısa süreliğine artırabilir, ancak uzun vadede etkisi azalabilir.
  8. Yulaf Ezmesi: Yavaş sindirilen karbonhidratlar ve lif içeriği, metabolizmayı dengede tutabilir.
  9. Yağlı Balıklar: Omega-3 yağ asitleri, metabolizmayı etkileyebilir ve yağ yakımını destekleyebilir.
  10. Elma sirkesi: Bazı araştırmalar, elma sirkesinin metabolizmayı hızlandırıcı etkilere sahip olabileceğini öne sürmektedir.

Metabolizma Hızlandırıcı Egzersizler Nelerdir?

Metabolizmayı hızlandıran egzersizler şunları içerebilir:

  • Kuvvet Antrenmanları: Vücut ağırlığıyla yapılan egzersizler veya ağırlık kaldırma gibi direnç antrenmanları, kas kütlesini artırarak metabolizmayı artırabilir.
  • Yüksek Yoğunluklu Interval Antrenmanı (HIIT): Kısa sürelerde yüksek yoğunluklu egzersizlerle yapılan HIIT, metabolizmayı uzun süre boyunca artırabilir.
  • Kardiyo Egzersizleri: Koşu, yürüyüş, bisiklet sürme gibi aerobik egzersizler, metabolizmayı hızlandırabilir ve kalori yakımını artırabilir.
  • Düzenli Egzersiz: Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta aerobik egzersiz yapmak, metabolizmanın düzenli bir şekilde çalışmasını sağlayabilir.
  • Güç ve Esneklik Egzersizleri: Yoga, pilates gibi güç ve esneklik egzersizleri, kas kütlesini artırırken metabolizmayı destekleyebilir.
  • Aktif Bir Yaşam Tarzı: Günlük yaşamda daha fazla hareket etmek, merdiven çıkmak, yürümek gibi aktiviteler metabolizmayı canlandırabilir.

Bu egzersizlerin düzenli olarak yapıldığı ve dengeli bir yaşam tarzıyla birlikte uygulandığı sürece, metabolizmanızı hızlandırmaya ve sağlıklı bir şekilde çalışmasını desteklemeye yardımcı olabilirler.

Metabolizma Hızlandırıcı Diğer Faktörler Nelerdir?

Metabolizma hızlandırıcı diğer faktörler arasında düzenli egzersiz yapmak önemlidir çünkü kas kütlesi artışı metabolizmayı artırır.Yeterli miktarda uyumak da metabolizmayı hızlandırabilir çünkü uyku düzeni hormonal dengeyi korur ve enerji harcamasını etkiler.

Ayrıca, yeterli su içmek de metabolizmayı destekler çünkü su vücutta kimyasal reaksiyonlara yol açar ve sindirim sürecini destekler.

Sıkça Sorulan Sorular
En çok metabolizmayı ne hızlandırır?

Metabolizmayı en çok hızlandıran şey, düzenli egzersiz yapmak ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarına sahip olmaktır. Protein alımını artırmak ve yeterli su içmek de metabolizmayı destekleyen önemli faktörlerdir.

Sabahları en çok metabolizmayı ne çalıştırır?

Sabahları en çok metabolizmayı çalıştıran şey, kahvaltı yapmak ve su içmektir. Kahvaltı metabolizmayı uyandırır ve enerji seviyelerini artırırken, su içmek vücudu hidrate eder ve metabolizmayı destekler.

Zayıflamayı ne hızlandırır?

Zayıflamayı hızlandıran en etkili yöntem, dengeli bir beslenme planıyla birlikte düzenli egzersiz yapmaktır. Yüksek lifli ve protein açısından zengin besinler tüketmek, sağlıklı bir metabolizma için önemlidir.

30 yaşından sonra metabolizma nasıl hızlanır?

30 yaşından sonra metabolizma hızını artırmak için direnç antrenmanlarına ağırlık vermek ve protein alımını artırmak önemlidir. Ayrıca, yeterli uyku almak ve stresi azaltmak da metabolizmayı destekleyebilir.

Metabolizmanın yavaş olduğu nasıl anlaşılır?

Metabolizmanın yavaş olduğunu gösteren belirtiler arasında kilo alma veya kilo verme zorluğu, sürekli yorgunluk hissi, sindirim sorunları ve düşük enerji seviyeleri bulunabilir.

Ayrıca, soğuk havalarda daha fazla üşüme eğilimi göstermek ve ciltte kuruluk gibi semptomlar da yavaş metabolizmanın işaretleri olabilir.

Bugünkü yazımızda “Metabolizmayı Hızlandırmanın En Kolay Yolları” konusunu detaylı bir şekilde ele aldık. Yazımızı faydalı bulduysanız, yorumlarınızı bizimle paylaşmayı unutmayın. Teşekkürler!

Dökülen Kirpik Tekrar Uzar Mı?

Dökülen kirpikler, genellikle doğal bir süreçle tekrar uzarlar. Bu yazıda, dökülen kirpik tekrar uzar mı? konusunu detaylı bir şekilde inceliyoruz. Okumaya devam ederek, daha uzun ve sağlıklı kirpiklere sahip olmanın yöntemlerini öğrenebilirsiniz.

Kirpikler Neden Dökülür?

Kirpiklerin dökülmesi normal bir süreçtir ve genellikle yaşam döngülerinin bir parçasıdır.

  • Kirpikler, belirli bir süre boyunca büyür, sonra dinlenir ve son olarak dökülür.
  • Kirpiklerin dökülmesinin birkaç nedeni olabilir, bunlardan biri yaşlanma sürecidir.
  • Diğer bir neden ise hormonal değişikliklerdir, özellikle hamilelik veya menopoz gibi dönemlerde.
  • Kirpiklerin dökülmesi ayrıca stres, yetersiz beslenme veya yanlış kullanılan makyaj ürünleri gibi dış etkenlerden de kaynaklanabilir.
  • Aşırı yorgunluk ve uyku eksikliği de kirpik dökülmesine katkıda bulunabilir.
  • Kirpiklerin düzenli olarak temizlenmemesi de dökülmelerine sebep olabilir.
  • Bazı tıbbi durumlar da, örneğin tiroid bozuklukları veya blefarit gibi göz kapağı enfeksiyonları da kirpik dökülmesine neden olabilir.
  • Kirpiklerin aşırı şekilde çekilmesi veya sürekli olarak takma kirpik kullanımı da dökülmeye yol açabilir.
  • Son olarak, kimyasal maddelerin (örneğin, aşırı kullanılan kirpik kıvırıcılar veya yapıştırıcılar) kirpiklere zarar vermesi sonucunda da dökülmeler gözlemlenebilir.

Ancak genellikle sağlıklı bir yaşam tarzı, düzenli bakım ve uygun makyaj ürünleri kullanımı, kirpiklerin sağlıklı ve güçlü kalmasına yardımcı olabilir.

Dökülen Kirpik Tekrar Uzar Mı?

Dökülen kirpiklerin tekrar uzamasına dair madde madde bilgiler:

  • Kirpiklerin Doğal Döngüsü: Kirpiklerin doğal olarak bir büyüme, dinlenme ve dökülme döngüsü vardır. Dökülen kirpiklerin yerine yeni kirpikler çıkar.
  • Yeni Kirpik Büyümesi: Kirpiklerin dökülmesinin ardından, saç foliküllerinden yeni kirpikler çıkar. Bu süreç, kirpiklerin tekrar uzamasını sağlar.
  • Büyüme Süresi: Kirpiklerin yeniden uzaması için genellikle birkaç hafta ila birkaç ay arasında bir süre geçer. Herkesin kirpik büyüme hızı farklıdır.
  • Sağlıklı Yaşam Tarzı Etkisi: Sağlıklı bir yaşam tarzı, dengeli beslenme ve uyku düzeni, kirpiklerin daha hızlı ve sağlıklı bir şekilde uzamasına yardımcı olabilir.
  • Uygun Bakım ve Temizlik: Kirpiklerin sağlıklı uzaması için uygun bakım ve temizlik önemlidir. Kirpiklerinizi düzenli olarak temizlemek ve uygun makyaj ürünleri kullanmak kirpik sağlığını destekler.
  • Dikkatli Olunması Gerekenler: Kirpiklerin tekrar uzamasını engelleyebilecek faktörlerden kaçınılmalıdır. Bunlar arasında aşırı kirpik çekme, sert makyaj temizleme işlemleri ve yanlış kullanılan kozmetik ürünler bulunur.
  • Tıbbi Durumlar ve Tedavi: Nadir durumlarda, tıbbi durumlar kirpik büyümesini etkileyebilir. Bu durumda bir doktora başvurmak ve uygun tedaviyi almak önemlidir.Kirpikler doğal olarak döngüsel olarak uzar ve dökülür, bu nedenle düzenli olarak bakım ve uygun temizlik ile sağlıklı bir şekilde yeniden uzamalarını sağlamak mümkündür.

Kirpikler Ev Yapımı Kürlerle Uzar Mı?

Kirpiklerin uzamasını teşvik etmek için ev yapımı kürler kullanılabilir. Örneğin, hint yağı, badem yağı veya zeytinyağı gibi doğal yağlar kirpiklerin güçlenmesine ve uzamasına yardımcı olabilir.

Ayrıca, E vitamini yağı da kirpiklerin sağlığını destekler. Ancak, herkesin cilt ve göz çevresi hassasiyeti farklı olduğundan, bu kürleri kullanmadan önce bir uzmana danışmak önemlidir.

Kirpik Dökülmesi Nasıl Önlenir?

Kirpik dökülmesini önlemenin beş yolu:

  1. Sağlıklı beslenme: Dengeli bir beslenme düzeni, vücudunuzun ihtiyacı olan vitamin ve mineralleri almasını sağlar. Özellikle protein, demir, ve vitaminler (A, C, E) kirpik sağlığı için önemlidir
  2. Makyaj temizliği: Makyaj yaparken ve çıkardıktan sonra kirpiklerinizi nazikçe temizleyin. Kalıntılar kirpiklerinize zarar verebilir ve dökülmeye neden olabilir.
  3. Gözleri koruma: Gözleri zararlı güneş ışınlarından, tozdan ve diğer irritan maddelerden korumak önemlidir. Güneş gözlüğü takmak ve gözleri koruyucu gözlüklerle çalışmak kirpiklerinizi koruyabilir.
  4. Kirpik permasından kaçının: Sık sık kirpik perması yapmak kirpikleri zayıflatabilir ve dökülmelerine neden olabilir. Bu işlemi aşırıya kaçmamak önemlidir.
  5. Nemlendirme ve bakım: Kirpiklerinizi nemlendiren ve güçlendiren yağlar kullanın. Hint yağı, badem yağı veya zeytinyağı gibi doğal yağlar kirpiklerin sağlığını destekleyebilir ve dökülme riskini azaltabilir.
Sıkça Sorulan Sorular
Dökülen Kirpikler Eskisi Gibi Çıkar Mı?

Dökülen kirpikler genellikle yeniden çıkar, ancak bu süreç kişiden kişiye değişir ve çıkan kirpiklerin eski kalınlık ve uzunluğa ulaşması zaman alabilir.

Kirpiklerin dökülmesinin altında yatan sebeplerin tedavi edilmesi ve düzenli bakım ile yeni kirpiklerin sağlıklı çıkmasına yardımcı olunabilir. Sabırlı olmak ve doğru bakım uygulamak kirpiklerin eski görünümüne kavuşmasını kolaylaştırabilir.

Kirpik Ne Kadar Sürede Çıkar?

Kirpiklerin çıkma süresi kişiden kişiye değişir ve çıkan yeni kirpiklerin uzunluğu, kalınlığı ve rengi genetik faktörlere, yaşa ve yaşanan stres veya sağlık durumlarına bağlı olarak değişebilir. Genellikle kirpiklerin çıkma süreci birkaç hafta ile birkaç ay arasında değişir, ancak tam olarak eski uzunluklarına ulaşması daha uzun bir süre gerekebilir. Kirpiklerin sağlıklı bir şekilde çıkması için dengeli beslenme, uygun bakım ve potansiyel sağlık sorunlarının tedavi edilmesi önemlidir.

Kirpik Nasıl Tekrar Çıkar?

Kirpikler genellikle doğal olarak tekrar çıkarlar; ancak bu süreç kişiden kişiye farklılık gösterir ve birkaç haftadan birkaç aya kadar sürebilir. Kirpiklerin tekrar sağlıklı bir şekilde çıkması için düzenli bakım, sağlıklı beslenme ve olası sağlık sorunlarının tedavisi önemlidir.

Bugünkü yazımızda ‘Dökülen Kirpik Tekrar Uzar Mı?’ konusunu detaylı bir şekilde ele aldık. Yazımızı faydalı bulduysanız, yorumlarınızı bizimle paylaşmayı unutmayın. Teşekkürler!

Siyah Nokta Sıkmak Zararlı Mıdır?

Siyah noktaların cildimizdeki görünümünü etkileyen sıkıntılı bir durum olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak, siyah noktaları sıkmak doğru bir yöntem mi, yoksa zararlı mı? Bu konuda merak edenler için doğru bilgiye ulaşmak önemlidir.

Siyah noktaların sıkmanın etkilerini ve alternatif çözümleri öğrenmek için okumaya devam edin.

Siyah Nokta Nedir?

Siyah noktalar, genellikle burun, çene ve alın gibi yağ bezlerinin yoğun olduğu bölgelerde görülen cilt problemleridir. Gözeneklerin tıkanmasıyla oluşurlar ve ciltte siyah veya kahverengi renkte görünürler.

Genellikle yağ ve ölü deri hücrelerinin birikmesi sonucu ortaya çıkarlar. Siyah noktalar, cilt yüzeyine yakın olduğu için kolayca fark edilirler.

Cildin düzenli temizlenmemesi, yağlı kozmetik ürünlerin kullanılması ve hormonal değişiklikler siyah noktaların oluşumunu artırabilir. Siyah noktaların sıkılması, genellikle ciltte tahrişe ve enfeksiyona yol açabileceği için önerilmeyen bir davranıştır. Uygun cilt bakımı ve tedavilerle siyah noktaların görünümü azaltılabilir.

Siyah Noktalar Nasıl Oluşur?

Siyah noktalar, cildin yağ bezlerinin gözenekleri tıkaması sonucu oluşur. Gözeneklerin tıkanmasıyla birlikte, ciltte birikmiş yağ ve ölü deri hücreleri siyah noktaları oluşturur. Bu birikintiler oksitlenir ve havayla temas edince siyah veya kahverengi renk alır.

Genellikle burun, çene ve alın gibi yağ bezlerinin yoğun olduğu bölgelerde daha sık görülürler. Siyah noktaların oluşumunda cildin düzenli temizlenmemesi, yağlı kozmetik ürünlerin kullanılması ve hormonal değişiklikler etkili olabilir.

Siyah Nokta Sıkmak Zararlı Mıdır?

Siyah nokta sıkmak hakkında bilinen bazı zararlar maddeler halinde:

  1. Cildin Tahriş Olması: Siyah noktaları sıkmak, cilde gereksiz bir baskı uygular ve bu da cildin tahriş olmasına neden olabilir.
  2.  Enfeksiyon Riski: Parmaklarınız ve tırnaklarınızda bulunan bakteriler, siyah noktaları sıkmakla açılan gözeneklere kolayca girebilir ve enfeksiyon riskini artırabilir.
  3.  İz Bırakma: Siyah noktaları sıkmak, ciltte izlere ve lekelere neden olabilir, bu da daha uzun sürecek bir iyileşme sürecine yol açabilir.
  4.  Gözeneklerin Genişlemesi: Sıkma işlemi, gözeneklerin daha da genişlemesine ve cildin pürüzlü görünmesine neden olabilir.
  5. Yağ Denge Bozukluğu: Siyah noktaları sıkmak, cildin yağ dengesini bozabilir ve daha fazla yağ üretimine neden olabilir.
  6. Dermatit Riski: Cildinize zarar vermek, dermatit gibi cilt iltihaplarına yol açabilir.
  7.  Ağrı ve Hassasiyet: Siyah noktaları sıkmak, ciltte ağrı ve hassasiyete neden olabilir, özellikle de sıkma işlemi sırasında fazla güç uygulandığında.
  8. Kalıcı Hasar: Uzun süre siyah noktaları sıkmak, ciltte kalıcı hasara neden olabilir ve ciltteki doğal yapıyı bozabilir.
  9. Cilt Kızarıklığı: Sıkma işlemi, ciltte kızarıklık ve irritasyona neden olabilir, bu da cildin sağlıklı görünümünü etkileyebilir.
  10. Profesyonel Bakım İhtiyacı: Siyah noktalarla başa çıkmak için profesyonel cilt bakımı gerekebilir, bu da zaman ve maliyet gerektirebilir.

Burundaki Siyah Noktalar Nasıl Geçer?

Burundaki siyah noktaların geçmesine yardımcı olabilecek yöntemler:

  1. Düzenli temizlik: Burun bölgesini düzenli olarak temizlemek, siyah noktaların oluşumunu azaltabilir.
  2. Buhar banyosu: Haftada bir kez buhar banyosu yapmak, gözenekleri açarak siyah noktaların çıkmasına yardımcı olabilir.
  3. Peeling kullanımı: Haftada bir veya iki kez peeling yaparak cilt yüzeyindeki ölü deri hücrelerini ve birikintileri temizleyebilirsiniz.
  4. Kil maskesi: Temizleyici kil maskeleri kullanmak, gözenekleri derinlemesine temizleyerek siyah noktaların görünümünü azaltabilir.
  5. Uygun nemlendirici: Cildi nemlendirerek gözeneklerin tıkanmasını önleyebilir ve siyah noktaların oluşumunu azaltabilirsiniz.

Siyah Nokta Nasıl Temizlenmeli?

Siyah noktaları temizlemek için öncelikle cildi temizlemek önemlidir. Ardından buhar banyosu yaparak gözenekleri açabilirsiniz.

Bir siyah nokta temizleme aracı kullanarak nazikçe siyah noktaları çıkarabilirsiniz. Temizleme jeli veya tonik ile cildi yeniden temizleyin.

Son olarak, nemlendirici uygulayarak cildi nemlendirin ve koruyun. Düzenli olarak bu adımları uygulamak siyah noktaların azalmasına yardımcı olabilir.

Siyah Noktaları Önlemek için Ne Yapmalıyım?

Siyah noktaları önlemek için alabileceğiniz adımların maddeler halinde açıklanması:

  1. Düzenli Temizlik: Her gün sabah ve akşam olmak üzere cildinizi nazikçe temizleyin. Özellikle makyaj varsa, bunu çıkarmak için uygun bir temizleyici kullanın.
  2. Nemlendirme: Cildinizi nemlendirici bir ürünle nemlendirin. Doğru nem dengesi cildin aşırı yağ üretimini engelleyerek siyah nokta oluşumunu azaltabilir.
  3. Güneş Koruyucu Kullanımı: Güneş koruyucu kullanarak cildinizi güneşin zararlı etkilerinden koruyun. Güneşe maruz kalmak cildinizi tahriş edebilir ve siyah nokta oluşumunu artırabilir.
  4. Makyaj Ürünleri Seçimi: Makyaj kullanıyorsanız, yağsız ve non-komedojenik ürünleri tercih edin. Bu ürünler gözenekleri tıkamaz ve siyah nokta oluşumunu önler.
  5. Siyah Noktaları Sıkmaktan Kaçının: Siyah noktaları sıkmak cildinizi tahriş edebilir ve enfeksiyon riskini artırabilir. Bu nedenle, düzenli olarak sıkma işleminden kaçının.

Bu adımları düzenli olarak uygulayarak siyah nokta oluşumunu önleyebilir ve cildinizi daha sağlıklı tutabilirsiniz.

Sıkça Sorulan Sorular
Siyah noktalar temizlenmezse ne olur?

Siyah noktaların temizlenmemesi durumunda, gözenekler tıkanmaya devam eder ve siyah noktaların sayısı artabilir. Bu durum ciltte yağlanma, lekelenme ve sivilce oluşumuna katkıda bulunabilir. Ayrıca, ciltte oluşabilecek iltihaplanmalar ve enfeksiyon riski artabilir.

Siyah noktalar sağlığa zararlı mı?

Siyah noktalar genellikle ciddi sağlık sorunlarına neden olmazlar, ancak cilt sağlığını etkileyebilirler. Gözeneklerin tıkanması sonucu oluşan siyah noktalar, ciltte estetik sorunlara yol açabilir ve kişinin özgüvenini etkileyebilir. Ancak, siyah noktaların ciddi bir sağlık sorunu olduğunu söylemek için yeterli kanıt bulunmamaktadır.

Siyah noktalar kendiliğinden gider mi?

Siyah noktalar genellikle kendiliğinden gitmez ve aktif bir cilt bakımı gerektirebilir. Bazı durumlarda, düzenli temizlik ve cilt bakımı ile siyah noktaların görünümü azalabilir, ancak kalıcı olarak kendiliğinden yok olmazlar. Uygulanan doğru yöntemlerle kontrol altına alınabilir ve önlenmesi mümkün olabilir.

Bugünkü yazımızda “Siyah Nokta Sıkmak Zararlı Mıdır?“ı ele aldık. Yazımızı faydalı bulduysanız, yorumlarınızı bizimle paylaşmayı unutmayın. Teşekkürler!

Çay Ağacı Yağının Faydaları

Özet

Bilimsel ismi Melaleuca altemifolia (Fam Myrtaceae) bitkisi her zaman yeşil renkli 6 metre yüksekliğinde bir ağaçtır. ‘Tea tree oil (TTO), çay ağacı yağı’ Melaleuca adı verilen bu bitkinin yapraklarından ve uç dallarından buhar ve vakumlu damıtma işlemleriyle elde edilen, Avrupa,  Amerika’da kullanılmasının yanı sıra ülkemizde de çeşitli kozmetik preparatlar ve bakım ürünleri içerisinde yer almaya  başlayan popüler bir yağdır.

Kozmetik sektöründe organik ürün arayışı nedeni ile son on yıl içinde sıklıkla  tercih edilerek popüler hale gelmiştir. Çay ağacı yağı çok geniş bir mikroorganizma grubuna etki ederek onların hücresel yapılarını bozar ve bu sayede antimikrobiyal etki gösterir. Deriye kolay etki eder ve irritasyon yapmaz bu nedenle de topikal kullanımda ideal bir dezenfektan olarak kabul edilmektedir.

merhem, krem, sabun, şampuan ve şekillendiriciler, el ve vücut losyonları, yüz temizleyicileri, diş pastaları, ağız suları, pudralar,  tırnak temizleyiciler ve bazı kişisel bakım ürünlerinde çay ağacı yağı çeşitli konsantrasyonlarda veya seyreltilmeden doğrudan yer almaktadır. Bazı çalışmalarda özellikle sürekli tekrar eden sivilce tedavisinde, enfeksiyona açık yaralarda çay ağacı yağı kullanılarak elde edilen krem veya cilt temizleyici losyon kullanımının tedavi sürecini hızlandırdığı rapor edilmiştir.

Anahtar Kelimeler: çay ağacı, melaleuca, kozmetik, dermatoloji, anti-mikrobiyal etki, tea tree oil.

Çay Ağacı Yağı Nedir? Nasıl Keşfedilmiştir?

Yeşil renkli 6 metre yüksekliğinde bir ağaçtır. Bu ağaç yağmurlu iklim sever. 1770 yılında ilk defa Kaptan James Cook tarafından keşfedilmiştir.  O zamana kadar bu bitki Avusturalya yerlileri (Aborginler) tarafından deri enfeksiyonlarını tedavi etmek amacı ile kullanılmaktadır. Daha sonra bu ağaç formundaki bitki botanikçi  Sir Joseph Banks’n ilgisini çekmiş ve ağacın yapraklarını toplayarak araştırma yapmak için İngiltere’ye getirmiştir. Bu bitkinin gerçek çay bitkisi  (Camelia sinensis) ile tat, koku ve bileşim açısından herhangi bir benzerlikleri bulunmamaktadır (1) Çay ağacı yağı Melaleuca  adı verilen bu bitkinin yapraklarından ve uç dallarından buhar ve vakumlu damıtma işlemleriyle elde edilen esansiyel bir yağdır (2)  etken maddesi Çay ağacının Aktif maddesi Terpinen-4-ol veya 4 terpineol’dur. Bu yağın tıbbi özellikleri ilk kez 1920’ li yıllarda  (3, 4 ) Penfold tarafından ekonomik olarak değere sahip Avustralya da bulunan esansiyel yağlar araştırılırken araştırmanın bir parçası olarak rapor edilmesini ile ortaya çıkmıştır. (3-5)

Tarihçe ve Tıpta Kullanım

Çay ağacı yağının  tıbbi kullanımı açısından geçmişi 80 yılı aşkındır. Avusturalya halkı bu yağı  baş ağrılarında, soğuk algınlığında, böcek ısırıklarında ve cilt enfeksiyonlarını tedavi sürecinde kullanmıştır.

Bitkinin soluk sarı renkli, viskoz ve batıcı kokulu uçucu yağı fenolden daha etkili bir topikal antiseptik olarak 1920’li yıllarda keşfedilmiştir (6, 7). Tıp dünyasında bu uçucu yağdan ilk söz ediliş 1930 yılında “Medical Journal of Australian”da görülmektedir. Bu yayında Avustralyalı bir cerrah yağın bazı çözeltilerinin cerrahi yaraların temizlenmesi amacıyla kullanımında etkileyici sonuçlardan söz etmiştir.

Bu yağ 2.Dünya savaşı sırasında yaralanmaları takiben görülen cilt enfeksiyonlarını azaltmak için genel bir antimikrobiyal ve böcek kaçırıcı ürün olarak revirlerde ve bazı ilk yardım çantalarında yer almıştır. Çay ağacı  yağının geniş çapta üretimi özellikle Avustralya ordusunun bu yağa dikkat çekmesi ile başlamıştır (8).

Savaştan sonraki yıllarda antibiyotiklerin teminindeki güçlükler nedeniyle doğal bir antiseptik olan M. alternifolia yağına ilgi artmıştır. Ancak sentetik bileşiklere olan eğilim çay ağacı yağı  Endüstrisi’nin ilerlemesini 30 yıl kadar engellemiştir. 1970’li yılların sonlarında Avustralya’da çay ağacı yağ endüstrisi yeniden doğmuş, bitkinin kültüre alınma çalışmaları hızla gelişmiş ve geniş çapta üretimi, yüksek kalitede yağ elde edilmesi ve standardizasyonu mümkün olmuştur (1, 9). 

Çay Ağacı Yağının Derideki Potansiyel İşlevleri

Anti-Bakteriyel Etkisi

Esansiyel yağlar, aromatik bitkiler gibi organik/doğal kaynaklardan elde edilir. Antimikrobiyal bileşikler içerdikleri için alternatif tedavi yaklaşımları için ilginç bir kaynaktır.  Esansiyel yağların aktif maddeleri veya bileşenleri, farklı durumlara bağlı olarak, çok çeşitli hedef bölgelerle çeşitli etki mekanizmalarına yanıt vererek bakteriyostatik veya bakterisit olarak etki gösterebilir (6) 

Çay ağacı yağı ise bakteri hücre içi bileşenlerine etki eder  ve enzimatik mekanizmaların inaktif hale getirerek bakteri zarını bozar. (7) Staphylococcus, streptococcus ve Candida albicans, S. aureus dahil çeşitli bakteri türlerine karşı in vitro inhibitör aktiviteye sahiptir. (8)

Klinik olarak yapılan bir çalışmada akne hastalarında sebum salgılanma oranı kontrol gruplarına göre daha yüksek tespit edilmiştir. Akne hastaalarının cildinde bulunan bakteriler Staphylococcus, Streptococcus sp., S. Aureus olarak raporlanmıştır. Bu çalışmada akne hastalarında bakteri sayısı kontrol grubuna oranla anlamlı derecede fazla raporlanmış olup, 4 hafta sonra inflamatuar lezyon sayısında azalma görülmüştür. Ayrıca aerobik bakteri sayısı krem ​​kullanımı sonrasında azalma eğilimi göstermiştir. Sonuç olarak da  %0,1 çay ağacı yağı ve %0,01 Ramulus mori ekstraktından oluşan RT kreminin özellikle inflamatuar lezyonları olan akne hastalarında etkili ve güvenli olduğu rapor edilmiştir. (9)

Anti-Fungal Etkisi

Funguslar yani mantarlar ciltte önemli sorun oluşturmaktadır. Özellikle Fungal cilt enfeksiyonları sık sık görülür ve tedavi için kullanılan ilaçlara karşı direnç kazanır. Günümüzde bu durum önemli bir klinik sorun teşkil eder. Fungal cilt enfeksiyonlarının tedavisi, terapötik maddelerin sinerjisinin kullanıldığı monoterapi veya politerapiye dayanmaktadır. Çay ağacı yağı, antifungal ve antiinflamatuar aktivitesi nedeniyle geleneksel antifungal ilaçların etkinliğini önemli derecede arttırır. Trichophyton rubrum, Trichophyton mentagrophytes ile enfekte olmuş ayak tırnaklarının tedavisinde etkin bir şekilde fayda sağlanılmıştır. (9)

Anti-Paraziter Etkisi

Folliculorum genellikle saç folikülünde yaşar ve daha kısa bir opistosomaya sahip olan D. brevistipik olarak yağ bezinde ve kanalında bulunur. Her iki tür de yaygın olarak yüz, yanaklar, perinazal bölge, kirpikler ve kaşlarda bulunur. Demodex akarlarının anormal çoğalması demodikoz adı verilen bir cilt hastalığına neden olur. Çay ağacı yağından elde edilen kozmetik ürünler tonikler, yüz yıkama jelleri ve kremler bu akarlara doğrudan Bu akarların çoğalmasını sınırlandırır. Bu sayede enflamasyon oluşmasını ciltte kızarıklıkları ve tahrişi azaltabilir (10,11)

Akne Tedavisinde Çay Ağacı Yağı

Akne, aşırı sebum üretimi, foliküler epitelyumun anormal deskuamasyonu, inflamasyon ve Propionibacterium acnes bakterisinin varlığı gibi faktörlerin bir kombinasyonunun neden olduğu kronik inflamatuar bir cilt bozukluğudur.

Derinin ve kıl foliküllerinin yağlı yüzeylerinde gelişirler. Aşırı yağ üretimi ve tıkanmış gözeneklerden dolayı üremekte olan bu bakteri akne gelişimine katkıda bulunur. Bu bakteriler yağ bezleri tarafından üretilen sebumu büyüme için yakıt olarak kullanırlar. Sebum, yağ, kolesterol ve diğer lipid maddelerinden oluşan bir lipiddir.

Sebum, saçları ve cildi nemlendirir ve cildin sağlıklı olması için gereklidir. Sebumun anormal üretim seviyeleri gözenekleri tıkayarak, Propionibacterium acnes bakterilerinin çok fazla çoğalmasına neden olarak akneye katkıda bulunur Akne öncelikle ergenleri ve genç yetişkinleri etkiler; ergenlerin %90’a kadarı bir aşamada sivilceden etkilenir. Ayrıca  Yetişkinlerin %5’i kalıcı veya geç başlangıçlı akneden muzdariptir. Rahatsızlık ve potansiyel yara izi gibi fiziksel etkilerin yanı sıra akne, hastalarda duygusal ve psikolojik strese neden olabilir. (12-14)

Çeşitli çalışmalar, çay ağacı yağı ürünlerinin uygulanmasının, hafif ila orta dereceli aknesi olanlarda lezyon sayısını azalttığını göstermiştir. Karşılaştırmalı denemeler, çay ağacı yağı ürünlerinin plasebodan daha iyi olduğunu ve %5 benzoil peroksit ve %2 topikal eritromisin içeren karşılaştırıcılarla eşdeğer olduğunu göstermektedir. Bu etkinlik, antibakteriyel ve antiinflamatuar aktiviteye bağlanabilir. (15)

Cildin Maruz Kaldığı Zararlı Etkenler

Yaşam boyunca cildimizin maruz kaldığı zararlı etkenler;

  • Cildimiz yaralama ve yanma gibi doğrudan etkenlere maruz kalabilir. Bu gibi durumlarda cilt savunmasız kalarak enfeksiyonlara açık hale gelir.
  • Mantar enfeksiyonları ciltte önemli bir sorun teşkil eder.
  • Normal süreçte oluşan  sivilceler yaşamı olumsuz etkiler.
  • Enfeksiyonların oluşturduğu inflamasyonlar rahatsız edici boyutlara ulaşabilir.
  • Kullanılan kişisel ürünlerden ya da çevreden bakteri, mantar, virüs kontaminasyonları meydana gelebilir.
  • Çeşitli çevresel faktörler nedeni ile ciltte renk değişiklikleri meydana gelebilir.

Çay Ağacı Yağı Hangi Amaçlarla Kullanılır?

  • Cilde doğal parlaklık ve canlılık kazandırır.
  • Ciltteki iltihaplanmalara karşı kullanılır.
  • Böcek sokmalarına kesik ve sıyrıklara, akne ve sedef hastalığı tedavisinde kullanılır.
  • Ciltteki sivilcelere, siyah noktalara ve uçuk tedavisinde etkilidir.
  • Kuru ve kaşıntılı ciltleri yatıştırmada çay ağacı yağı kullanılabilir
  • Ayak mantarlarına karşı, hemoroidlerde, siğillerde, tırnak batmasına karşı etkilidir.
  • Ciltteki fazla yağı kontrol altına alır,
  • Ciltte meydana gelmiş tahriş ve tahribatının onarılmasına yardımcı olur,
  • Cildin yumuşamasında büyük rol oynar
  • Doğal nem kaynağı olduğu için cildi neme doyurur,
  • Yüzde meydana gelen şişlikleri yok eder,
  • Geniş gözenekleri sıkılaştırır,
  • Siyah nokta oluşumunun önüne geçer ve siyah noktaları tedavi eder.

Tertemiz ve Pürüzsüz Bir Cilt İçin Çay Ağacı

Melaleuca yağı olarak da bilinen çay ağacı yağı, Avustralya yerli bitkisi Melaleuca alternifolia’dan (Myrtaceae) buhar damıtma yoluyla elde edilen monoterpen açısından zengin, lipofilik, esansiyel bir yağdır. Yağ içerisinde  100’den fazla  bileşen bulunur; en bol bulunan bileşen terpinen-4-ol dür. Çay ağacı yağı geniş spektrumlu antimikrobiyal aktiviteye sahiptir mikropların hücre zarına hasar vererek antibakteriyel etki yaratır.  

Akne, aşırı sebum üretimi, foliküler epitelyumun anormal deskuamasyonu, inflamasyon ve Propionibacterium acnes bakterisinin varlığı gibi faktörlerin bir kombinasyonunun neden olduğu kronik inflamatuar bir cilt bozukluğu olarak görülmektedir . Akne öncelikle ergenleri ve genç yetişkinleri etkiler; ergenlerin %90’a kadarı bir aşamada sivilceden etkilenir. Ayrıca  Yetişkinlerin %5’i kalıcı veya geç başlangıçlı akneden muzdariptir. İrritasyon ve potansiyel yara izi gibi fiziksel etkilerin yanı sıra akne, hastalarda duygusal ve psikolojik strese neden olabilir. Özellikle Akne tedavisinde çay ağacı yağı içeren cilt tonikleri, cilt temizleyici losyonların kullanımı önemlidir. Akne oluşturan bakteriler temasla yayılabilir bu nedenle cilt her zaman temiz tutulmalıdır. Bunun yanında bazı kremlerde bu yağın kullanılması ile  ciltteki pürüzlü görünümün azaltıldığı, gözeneklerin sıkılaştığı raporlanmıştır. Ciltte Enflamasyon, şişlik, kızarıkların giderilmesinde de yardımcıdır.

Kaynakça:
  • Olsen CB. Australian Tea Tree Oil. Kali Press 1992.

 

  • Carson, C. F., & Riley, T. V. (2001). Safety, efficacy and provenance of tea tree (Melaleuca alternifolia) oil. Contact dermatitis45(2), 65-67.

 

  • Penfold, A. R., and R. Grant. The germicidal values of the principal commercial Eucalyptus oils and their pure constituents, with observations on the value of concentrated disinfectants. J. R. Soc. New South Wales 57:80-89. 

 

  • Penfold, A. R., and R. Grant. The germicidal values of the pure constituents of Australian essential oils, together with those for some essential oil isolates and synthetics. Part II. J. R. Soc. New South Wales58:117-123. 

 

  • Penfold, A. R., and F. R. Morrison. Bulletin no. 14. Australian tea trees of economic value, part 1, 3rd ed. Thomas Henry Tennant, Government Printer, Sydney, Australia.

 

  • Khameneh, B., Iranshahy, M., Soheili, V., & Fazly Bazzaz, B. S. (2019). Review on plant antimicrobials: a mechanistic viewpoint. Antimicrobial Resistance & Infection Control8(1), 1-28.

 

  • Buldain, D., Gortari Castillo, L., Buchamer, A. V., Aliverti, F., Bandoni, A., Marchetti, L., & Mestorino, N. (2020). Melaleuca armillaris essential oil in combination with rifaximin against Staphylococcus aureus isolated of dairy cows. Frontiers in Veterinary Science7, 344.

 

  • Sharifi-Rad, J., Salehi, B., Varoni, E., Sharopov, F., Yousaf, Z., Ayatollahi, S., … & Sharifi-Rad, M. (2017). Review Plants of the Melaleuca Genus as Antimicrobial Agents: From Farm to Pharmacy. Phytotheraphy Reseaarch 1–20.

 

  • .A. Hammer,Treatment of acne with tea tree oil (melaleuca) products: A review of efficacy, tolerability and potential modes of action,International Journal of Antimicrobial Agents,Volume 45, Issue 2,2015,Pages 106-110,ISSN 0924-8579,

 

  • Marcos-Tejedor, F., González-García, P., & Mayordomo, R. (2021). Solubilization in vitro of tea tree oil and first results of antifungal effect in onychomycosis. Enfermedades infecciosas y microbiologia clinica (English ed.)39(8), 395–398.

 

  • Paichitrojjana, A. (2022). Demodex: the worst enemies are the ones that used to be friends. Dermatology Reports14(3).

 

  • Pormann, A. N., Vieira, L., Majolo, F., Johann, L., & Silva, G. L. D. (2021). Demodex folliculorum and Demodex brevis (Acari: Demodecidae) and their association with facial and non-facial pathologies. International Journal of Acarology47(5), 396-403.

 

  • Carson, C. F., Hammer, K. A., & Riley, T. V. (2006). Melaleuca alternifolia (Tea Tree) oil: a review of antimicrobial and other medicinal properties. Clinical microbiology reviews19(1), 50–62.

 

  • Hammer K. A. (2015). Treatment of acne with tea tree oil (melaleuca) products: a review of efficacy, tolerability and potential modes of action. International journal of antimicrobial agents45(2), 106–110.

 

  • Lam, N. S., Long, X., Su, X. Z., & Lu, F. (2020). Melaleuca alternifolia (tea tree) oil and its monoterpene constituents in treating protozoan and helminthic infections. Biomedicine & pharmacotherapy = Biomedecine & pharmacotherapie130, 110624.
Hyaluronik Asit Nedir?

Özet

Hyaluronik asit ( HA) Cilt yaşlanması, cilt onarımı, yara iyileşmesi, doku yenilenmesi gibi süreçlerin  düzenlenmesinde çok yönlü rol oynamaktadır. Bu yönü sayesinde  kozmetik  ürünlerin zorunlu bileşeni olarak görev yapar. Bu derleme cilt gençleştirme, cilt yenileme, yaşlanmayı geciktirici, cilt onarımı noktasında son gelişmeleri ve klinik araştırmaları özetlemeyi ve değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

Anahtar Kelimeler: Hyalüronik asit, hyaluronan, vegan hyaluronan, kozmetik, dermatololoji, vegan hyalüronan

Hyaluronik asit ( C28H44N2023 )

Karl Meyer ve John Palmer, 1934 yılında ilk kez İnek gözlerinin camsı kısmından bilinmeyen bir madde  izole etmeyi başardılar. Bu madde’ye Yunan dünyası “hyalos” (cam) ve bileşiğin bünyesinde bulunan  2 şeker molekülünden biri olan üronik asit  bulunmasından dolayı “hyaluronik asit” adını verdi. Biyo-uyumluluğu ve canlı yapısına zarar vermemesi potansiyeli nedeniyle şu anda tıpta ve cilt bakımında en yaygın kullanılan doğal makromoleküllerden biridir. Bu mukopolisakaritin kimyasal yapısını tam olarak çözmek için 20 yıllık bir araştırma daha gerekmiştir. (1)

Günümüzde yapılan çalışmalar Hyaluronik asitin yapısını şu şekilde açıklamaktadır: D – glukuronik asit ve N-asetil-D glukozamin disakkaritlerlerinin  β-(1 → 4) ve β-(1 → 3) glikozidik bağlar ile bağlanmasıyla oluşan  polimerik sülfatlanmamış bir glikozaminoglikandır ve vücudumuzda hyalüronidaz enzimi ile üretilir (2)

İnsan derisinin yaşlanması, henüz tam olarak anlaşılamayan karmaşık bir biyolojik süreçtir. Biyolojik olarak bağımsız iki sürecin sonucudur. Birincisi, tüm iç organları etkilediği gibi cildi de aynı şekilde etkileyen, önlenemez bir süreç olan içsel veya doğuştan gelen yaşlanmadır. İkincisi, foto-yaşlanma olarak da adlandırılan, başta ultraviyole (UV) ışınları gibi dış etkenlere maruz kalmanın sonucu olan dışsal yaşlanmadır.

İçsel cilt yaşlanması ise yirmili yaşların ortalarından itibaren eşey hormonlarının üretiminin kademeli olarak azalması ve menopozla ilişkili östrojen ve progesteronun azalması gibi yaşla birlikte meydana gelen hormonal değişikliklerden etkilenir. (3) HA, periferde ve kollajen ve elastinle etkileşim halinde bulunmuştur.

Kısaca  kolajen ve elastinin uygun bir konfigürasyonda tutulmasını sağlayan liflerdir. Yaşlanmış ciltlerde  Hyaluronik asit  ile bu bağlantılar yoktur bu da kollajen ve elastin liflerinin düzensizliği nedeni ile  ciltte ince çizgi, kırışıklık ve nazolabial kıvrımların varlığına yol açmaktadır. Östrojen ve androjen eksikliğinin kollajen bozulmasına, cilt kuruluğuna, elastikiyet kaybına, epidermal atrofiye ve cildin kırışmasına neden olduğu  bilinmektedir.

(4) Hyaluronik asit’in su tutma özelliği nedeni ile  Nemlendirici, cilt koruyucu ve yaşlanma karşıtı özelliklere sahip ürünlerin hemen hepsi HA’dan oluşur.  HA bol miktarda bulunan cilt daha yumuşak pürüzsüz ve parlaktır. Cildin nemlenmesi aynı zamanda kırışık oluşumunun yavaşlamasına da yol açar ve genellikle yaşla birlikte ortaya çıkan derin ince çizgileri ve hâli hazırda oluşmuş kırışıklıkları iyileştirir. (5)

Yara iyileşmesindeki rolü

Ciltte herhangi bir tahribat ve yara oluşması durumunda hyaluronan sentezi hızlanmaktadır. Bu durum hyaluron’nın dışarıdan deriye takviye olarak verilmesi yara oluşan bölgelerde doğal olarak yaraların iyileşmesine sebep olmaktadır. Bilimsel çalışmalar hyaluronan uygulanan yaralarda kısa sürelerde gözle görülür derecede gerileme olduğunu ve yaradan kaynaklı acı ve ağrı hissini azalttığı belirtilmiştir.  (6)

Kozmetik etki Uygulama Deneysel model/çalışma tasarımı çalışma parametreleri Önemli bulgular Ref.
Kırışıklık önleyici etki 60 gün boyunca perioküler kırışıklıklarda günde iki kez 30 ila 60 yaşları arasında 76 kadın, perioküler kırışıklıkların klinik belirtileri Cilt hidrasyonu, cilt elastikiyeti, kırışıklık derinliği       1.

Cilt hidrasyon seviyesinde önemli gelişme.

2.

Cilt elastikiyetinde dikkate değer gelişme.

3.

Düşük moleküler ağırlıklı (LMW) HA’nın daha iyi penetrasyon yetenekleri nedeniyle kırışıklık derinliğinde önemli azalma.

(9)
Periorbital bölgede DermaTOP, Korneometre, Cutometer ve Chroma Metre kullanılarak 8 haftalık tedavi Yaş ortalaması 45.2 olan 33 kadın Cilt hidrasyonu, cilt elastikiyeti, cilt pürüzlülüğü, kırışıklık derinliği            1.

Ürün yelpazesinin nemlendirici etkisinde önemli gelişme.

2.

Cilt elastikiyetinde önemli ölçüde iyileşme.

3.

Cilt pürüzlülüğünde kayda değer iyileşme.

(10)
Günlük kullanım için ürünün 3 aylık deneme süresi. 20 hasta, her biri HA içeren farklı bir kırışıklık önleyici krem ​​(Balea, Nivea, Lancôme, Chanel) ile dört gruba ayrıldı. Kırışıklık azaltma, cilt sıkılığı ve elastikiyet. 1.

Tüm gruplarda perioral ve orbital kırışıklıkların derinliğinde önemli azalma

2.

Tüm gruplarda cilt sıkılığında dikkate değer artış sağlandı.

3.

Cilt elastikiyetindeki minimal önemli değişiklikler yalnızca bireysel gruplarda görülebildi.

 

 

 

 

 

Bilim insanları, perioküler kırışıklıkları olan 30 ila 60 yaşları arasındaki 76 kadını içeren bir klinik çalışma yürüttüler. Bu hastalara farklı moleküler ağırlıklarda HA (50, 130, 300, 800, 2000 kDa) içeren %0.1 (w/w) krem ​​formülasyonu 60 gün boyunca günde iki kez uygulandı.

Düşük moleküler ağırlıklı HA içeren krem ​​formülasyonu uygulanan kadınlarda cilt hidrasyon seviyesinde, cilt elastikiyetinde ve peri-oküler kırışıklıkların azalmasında daha büyük gelişmeler gözlemlediler (9). Araştırmacılar Moleküler ağırlığa bağlı perkütan absorpsiyon açısından, topikal formülasyonlar (losyon, serum ve krem) içeren ultra küçük boyutlu HA’yı (nano-HA) test etmişlerdir (10).

Bu klinik çalışmada, ortalama yaşı 45.2 olan 33 kadın, periorbital kırışıklara sekiz hafta boyunca tedavi edildi. Ölçümler, kırışıklıklar için DermaTOP, cilt hidrasyonu için Korneometre, cilt elastikiyeti için Cutometer ve eritem yoğunluğu için Chroma Metre kullanılarak üç boyutlu yapı incelenerek periorbital bölgelerde yapıldı. Sonuçlar, 2 hafta içinde cilt inceliklerinde önemli bir iyileşme ve 2-8 haftalık tedavide cilt elastikiyetinde iyileşme olduğunu da ortaya koydu. Nano-HA içeren topikal formülasyonların hızlı kırışık önleyici ve cilt gençleştirici etkilerinin, ultra küçük HA moleküllerinin üstün perkütan absorpsiyonuna bağlı olması bekleniyordu (10).

HA bazlı topikal krem ​​formülasyonunun kırışık önleyici etkinliği başka araştırmacılar tarafından da araştırılmıştır (11). HA içerikli kremin günlük olarak uygulanması, kırışıklıkların derinliğinde önemli ölçüde azalmaya neden olur ve cilt elastikiyetini ve sıkılığını artırır. Bu çalışmada yazarlar, HA içeren dört topikal krem ​​formülasyonunu (Balea, Nivea, Lancome, Chanel) periorbital kırışıklığı olan 20 kadın üzerinde 3 ay boyunca test ettiler. Tedavi süresinden sonra, tüm tedavi hastalarında cilt elastikiyetinde ve sıkılığında %13-30 oranında önemli bir iyileşme, kırışık derinliğinde %10-20 oranında önemli bir azalma ve hidrasyon seviyesinde iyileşme gözlemlediler (11 ). 

Vegan Hyalüronik Asit

Hiyalüronik asitin  hayvansal kaynaklardan üretiminde bazı sıkıntılar bulunmaktadır. Bu Nedenle bitkilerden üretim ve saflaştırma daha kolaydır. Hayvansal kaynaklı üretimin verimi düşük ve yüksek saflıkta hyalüronik asit üretebilmek için proteinlerin uzaklaştırılması gerekmektedir. Bu işlem hayvansal üretimde oldukça zordur.  Bunun bir sonucu olarak da yeni üretim yöntemleri araştırılmaya başlandı. Günümüzde de genel üretim yöntemi olan bakteri fermantasyonu yoluyla üretim keşfedilmiş ve bitkisel izolosyon yaygınlaştırılmıştır.

Bu anlamda 1990’larda başlayan ilk  çalışmalar hyalüronik asitin bakteriyel fermantasyonla üretilebileceğini gösteriyordu. Çeşitli birçok bakteri, bu maddeyi doğal yollarla sentezleyebilmekteydi.  Son araştırmalar, bakteriyel fermantasyonla çok daha yüksek molekül ağırlığına sahip, verimi daha yüksek ve toksik madde içermeyen hyalüronik asit üretiminin yolunu açtı. Günümüzde hyalüronik asit üretimi çeşitli streptokok bakterilerinden gerçekleşmektedir.

Bunun yanında tıbbî kullanıma uygun ilaçlar üretebilmek için rekombinant DNA içeren bakterilerden de yararlanılmaktadır (7). ( İlk ticari olarak fermente edilmiş HA, endüstriyel HA üretimindeki mevcut yaygın suş olarak kalan Streptococcus zooepidemicus’tan elde edilmiştir ) (8). Uygun koşullar altında gelişmesi ve üremesi sağlanan bakteriler, şekerden fermantasyon ile hyalüronik asit üretirler. Bir biyoreaktörde gerçekleşen bu üretim, pek çok saflaştırma ve sterilizasyon aşamasına sahiptir. Hyalüronik asit yüksek sıcaklıklarda bozunan bir molekül olduğundan, hem üretilirken hem de saklanırken düşük sıcaklıklarda olması gerekir. Santrifüj ve filtrasyon gibi pek çok işlemden geçen ürünün, fabrikadan çıktığında yüksek saflıkta, steril ve çeşitli ilaç ve kozmetik firmalarına satılmaya hazır hâlde olması sağlanır.

 

  1. Meyer K, Palmer JW. The polysaccharide of the vitreous humor.J Biol Chem. 1934;107:629-634.

 

  1. R. Fraser, T.C. Laurent, U.B. Laurent Hyaluronan: its nature, distribution, functions and turnoverJ. Intern. Med., 242 (1997), pp. 27-33

 

  1. Berneburg, M., Trelles, M., Friguet, B., Ogden, S., Esrefoglu, M., Kaya, G., Goldberg, D. J., Mordon, S., Calderhead, R. G., Griffiths, C. E., Saurat, J. H., & Thappa, D. M. (2008). How best to halt and/or revert UV-induced skin ageing: strategies, facts and fiction. Experimental dermatology17(3), 228–240. https://doi.org/10.1111/j.1600-0625.2007.00665_1.x

 

  1. Makrantonaki, E., Adjaye, J., Herwig, R., Brink, T. C., Groth, D., Hultschig, C., Lehrach, H., & Zouboulis, C. C. (2006). Age-specific hormonal decline is accompanied by transcriptional changes in human sebocytes in vitro. Aging cell5(4), 331–344. https://doi.org/10.1111/j.1474-9726.2006.00223.x

 

  1. Bukhari, S. N. A., Roswandi, N. L., Waqas, M., Habib, H., Hussain, F., Khan, S., Sohail, M., Ramli, N. A., Thu, H. E., & Hussain, Z. (2018). Hyaluronic acid, a promising skin rejuvenating biomedicine: A review of recent updates and pre-clinical and clinical investigations on cosmetic and nutricosmetic effects. International journal of biological macromolecules120(Pt B), 1682–1695. https://doi.org/10.1016/j.ijbiomac.2018.09.188

 

  1. Tashiro, T., Seino, S., Sato, T., Matsuoka, R., Masuda, Y., & Fukui, N. (2012). Oral administration of polymer hyaluronic acid alleviates symptoms of knee osteoarthritis: a double-blind, placebo-controlled study over a 12-month period. TheScientificWorldJournal2012, 167928. https://doi.org/10.1100/2012/167928

 

  1. Liu, L., Liu, Y., Li, J., Du, G., & Chen, J. (2011). Microbial production of hyaluronic acid: current state, challenges, and perspectives. Microbial cell factories10, 99. https://doi.org/10.1186/1475-2859-10-99

 

  1. Chong, B. F., & Nielsen, L. K. (2003). Amplifying the cellular reduction potential of Streptococcus zooepidemicus. Journal of biotechnology100(1), 33–41. https://doi.org/10.1016/s0168-1656(02)00239-0

 

  1. Pavicic, T., Gauglitz, G. G., Lersch, P., Schwach-Abdellaoui, K., Malle, B., Korting, H. C., & Farwick, M. (2011). Efficacy of cream-based novel formulations of hyaluronic acid of different molecular weights in anti-wrinkle treatment. Journal of drugs in dermatology : JDD10(9), 990–1000.

 

  1. Jegasothy, S. M., Zabolotniaia, V., & Bielfeldt, S. (2014). Efficacy of a New Topical Nano-hyaluronic Acid in Humans. The Journal of clinical and aesthetic dermatology7(3), 27–29.

 

  1. Poetschke, J., Schwaiger, H., Steckmeier, S., Ruzicka, T., & Gauglitz, G. G. (2016). Hyaluronsäurehaltige Antifaltencremes: Wie gut wirken sie? : Eine Analyse von Antifaltencremes unterschiedlicher Preisklassen auf Basis objektiver Messmethoden [Anti-wrinkle creams with hyaluronic acid: how effective are they?]. MMW Fortschritte der Medizin158 Suppl 4, 1–6. https://doi.org/10.1007/s15006-016-8302-1

Hyaluronik Asit

Hyaluronik asit yapı itibari ile su molekülleri ile bileşik oluşturabilen ve  cildin nem oranını artırarak cildin esneklik kazanmasını ve bu sayede kırışıklarının giderilmesi ve gözle görülebilen ince çizgilerin yok edilmesini sağlayan bir polimerdir. Kendi moleküler ağırlığını yaklaşık 1000 katı kadar su molekülünü tutarak kompleks bileşik oluşturur. Genel olarak vücudumuz bu asidi Cilt bağ dokusunda ve eklemlerde üretmektedir.

Ancak yaşın ilerlemesi ile bu üretim yavaşlamaktadır dolayısıyla dışarıdan kozmetik cilt bakım ürünleri ile  takviye olarak alınması ve cildin desteklenmesi gerekir. Bu bileşiği içeren bazı cilt bakım ürünleri cildin en üst katmanlarının nemlenmesi sağlar. Üst cilt tabakasına yerleşen Hyaluronik asit moleküller suyu tutarak cildin nemli kalmasını sağlar ve böylece cilt canlı, taze ve sağlıklı bir görünüm kazanır. Yaşlanmanın etkileri olan ince çizgilerin giderilmesi için hyaluronan kullanılmalıdır.

Hyaluronan’ın molekül ağırlıkları farklıdır. Hyaluronik asit yüksek moleküler ağırlıklara sahip ya da mikro-moleküler olabilmektedir.  Bu iki bileşiğin cildin farklı tabakalarına geçme özelliği bulunur. Yüksek moleküler hyaluronan cildin üst tabakası yani epidermise etki ederken cildi nemlendir ve cilt nemli pürüzsüz daha parlak görünür. Mikro moleküler Hyaluronan ise cildin alt tabası yani dermis tabakasına kadar ilerleyerek cildin kırışıklarının giderilmesi ince çizgilerin yok edilmesinde bu sayede cildin dolgun görünmesine ve gençleşmeye sebep olur.

Hylauronan’ın ayrıca  antioksidan ve antibakteriyel özellikleri de bulunmaktadır. Antioksidan özelliği ile  cilde zarar veren  etkenlere karşı koruma kalkanı oluştururken Antibakteriyel özelliği ile de yaraların daha hızlı iyileşmesine yardımcı olur. Bu sayede ciltteki leke ve sivilcelerin tedavi edilmesinde de kullanılabilir. Cildinizi nemlendirir koruma kalkanı sayesinde  bariyer oluşturarak cildinizi daha genç dinç ve dinamik gösterir ve buna bağlı olarak yaşlılığa bağlı ince kırışıklıkları azaltır.

Kolajen Nedir? Ne İşe Yarar?

Özet

İnsan cildinde yaşa bağlı olarak yaşlanma ve dış faktörlere bağlı olarak UV ışınlarına maruz kalma ile ciltte yaşlanma (foto-yaşlanma) gerçekleşir. 

Cilt biyolojisinin neredeyse her yönü yaşlanmadan etkilenir. Yaşamsal bariyer işlevi gören epidermisin kendini yenileme yeteneği yaşla birlikte azalır.

Cildin büyük bölümünü oluşturan ve güç ve esneklik kazandıran dermal kolajenöz hücre dışı matris, derinin mekanik özelliklerini ve dermal hücre fonksiyonlarını olumsuz bir şekilde etkileyen kademeli parçalanmaya maruz kalır.  Kolajen desteği ile bu yaşa bağlı etkiler giderilebilir. 

Anahtar Kelimeler: kolajen, collagen, kozmetik, dermatoloji,

Kolajen Nedir? Ne İşe Yarar?

Kolajen vücudun yapı taşları arasında yer alan takviye olarak da alınabilen cildin esnekliği ve dayanıklılığından sorumlu, eklemlerde de yer alan bir proteindir.  Yaşlanma ile birlikte vücudumuzdaki kolajen parçalanır ve vücudumuzda kolajen üretilmesi zorlaşır.

Düzenli ve sağlıklı beslenme ile vücudumuzda kolajen yapımına yardımcı olmakla birlikte dışarıdan takviye ve destekleyici maddeler ile vücudumuzdaki kolajen miktarının artışına yardımcı olabilir. Kolajen ciltteki kırışıklıkların giderilmesi cilt kuruluğunun azaltılması ayrıca eklem rahatsızlıklarının giderilmesi ve  eklemlerde hareketin kolaylaştırılması için kullanılır.

Kolajenin Derideki Potansiyel İşlevleri 

Hücre Yaşlanması ve Yenilenmesindeki Rolü

Cilt, diğer birçok organ gibi, zaman ilerlemesi ve buna bağlı hormonal ve diyet değişiklikleri ile birçok değişikliklere uğrar. Bununla birlikte, diğer birçok organın aksine cilt, özellikle güneşten gelen UV ışınından olmak üzere çevresel faktörlerden doğrudan etkilenir. 

UV ışınlarına kronik maruz kalma, yıllar geçmesinden kaynaklanan yaşlanmayla birlikte (kronolojik yaşlanma) üst üste gelen yaşlı bir fenotipe (foto-yaşlanma) neden olur. Sonuç olarak, vücudun yüz, boyun, kollar veya ellerin arkası gibi sıklıkla güneşe maruz kalan bölgeleri, vücudun diğer bölgelerine göre gözle görülür yaşlanma belirtilerini daha hızlı kazanır.

Tüm bu olayların sonunda derideki hücre dışı matrislerinde, Fibriller yani Tip 1 ve Tip 3 kolajenler azalır.  Bu kolajenlerin azalması biyokimyasal olarak yaşlanmış bir cildin belirtecidir. (1,2,3). Ciltte bu kolajenlerin miktarının azalması neticesinde de deride kırışıklık ve elastikiyet kaybı oluşur. (4) Kolajen içeren ürünlerin kullanılması ile elastikiyet kaybı giderilerek Hücre yaşlanması engellenebilir.

Sağlıklı Bir Cilt İçin Kolajen Takviyesi Alınmalı, Güneş Işınlarına Maruz Kalınmamalıdır.

Deride en bol bulunan yapısal protein olan tip I kolajenin organizasyonu ve yapısındaki değişiklikler cilt yaşlanmasının belirtecidir. Yaşlı bir ciltte genç cilde oranla kolajen fibrilleri daha düzensiz, yoğun kümelenmiş ve  kırılma eğiliminde gözlenmektedir. Özellikle Güneş ışınlarına maruz kalan cilt yaşlanma eğilimdedir topikal uygulama ile epidermal tabakaya iletilebilir, ve bu deformasyonlar cilde kullanılan krem yada serumlar ile azaltılabilir. (5)

Kolajen Oluşumunda C Vitaminin Etkisi

C Vitamini kolajen molekülünün üçüncül yapısını sabit tutan bir kofaktör olarak görev yapmasının yanı sıra gen ekspresyonunu da uyarır. Deride kolajen oluşumu çoğunlukla dermisteki fibroblastlar tarafından gerçekleşir. C vitamini olmadığında Fibroblastlar kolajen üretimini hem azaltır hem de oluşan proteinlerin yapısında değişimler meydana gelir. (6)

Serbest Radikallerin Kolajen Üretimine Etkisi

Serbest Radikaller, Dermal hücre dışı matriste parçalanmış kolajenin birikmesine ve cildin kronolojik olarak yaşlanmış ve foto-yaşlanmış insan derisinde kolajen üretiminde de sürekli azalmaya yol açar.  Genç deride, dermal hücre dışı matris içinde bulunan sağlam kolajen, fibroblastlara bağlanarak cilde mekanik direnç sağlar. 

Böyle Fibroblastlar gergin haldedir.  UV ışınlarına (foto-yaşlanma) veya oksidatif strese (kronolojik yaşlanma) maruz kaldığında, artan ROS, pro-kolajen üretimini azaltır. Kronik UV maruziyeti ve zamanın geçişi ile ortaya çıkan kolajen fragmanlarının birikmesi, dermal ekstraselüler matrisin mekanik ve fonksiyonel özelliklerini bozar. (7, 8)

Kolajenin Cilt Kuruluğuna Etkisi

Genç cilt sıkı, pürüzsüz ve parlak bir görünüme sahipken, zamanla içsel ve dışsal yaşlanma süreçleriyle dermis ve epidermisin yapısında derin değişiklikler meydana gelir. Dermisin kollajen yoğunluğu yaşla birlikte azalır ve dermal kalınlıkta bir azalma ile ilişkilidir. (9)

Dermal kollajen ağı, daha kısa ve daha az organize lifler sunarak ve bozulmuş kollajen parçalarını biriktirerek giderek daha fazla parçalanır. (10)  Papiller dermisin elastik lifleri yaşlanma sırasında bütünlüğünü kaybeder ve dermal-epidermal bileşkeye daha az ulaşır.

Esneklik ve güçteki bu genel kayıp, sarkma ve kırışmaya yol açar. (11, 12) Hem epidermiste hem de dermiste bol miktarda bulunan hyaluronik asit miktarı yaşla birlikte azalır. (13) Bu, yaşlanan insanların tipik olarak kuru cildine yol açan ve en önemlisi epidermal bariyer işlevini bozan nemi tutma kapasitesinin azalmasına yansır. (14)

Kolajen Takviyesinin Yara İyileşmesindeki Rolü

Yaralar, enfeksiyon oluşma ihtimali nedeniyle her zaman ciddiyeti koruyan bir konu olmuştur. Bu nedenle, yaraların kontrol altında tutulması, kapsamlı iyileşme ve ardından yaranın yara bölgesinden çıkarılması için her zaman ek çaba gerektirir. Kolajen içeren kremler ve biyomalzemelerin kronik yaraların tedavisindeki rolü iyi bilinmektedir.  Yara iyileşmesi için geliştirilen formülasyonların bileşiminde kolajen önemli bir bileşen olarak kabul edilir. (15)

Kolajen Cilt Kırışıkları Üzerindeki Etkisi

Yaşlanan cildin çeşitli klinik özellikleri arasında cilt kırışıklıkları en çok göze çarpan değişikliklerden biridir. Kronik kas kasılması veya yerçekimi kuvvetleri dahil olmak üzere çeşitli nedensel faktörlerin kırışıklık oluşumunu kolaylaştırdığı öne sürülse de, esas olarak dermal tabakayı destekleyen hücre dışı matrisin (ECM) kantitatif azalması ve kalitatif bozulmasının bunlardan biri olduğu düşünülmektedir. Bu noktada da ciltte bulunan Kolajen proteinin yapısı, düzeni, miktarı etkilidir ve takviye edilmesi gereklidir. (16)

Kolajen Eksikliği Belirtileri Nelerdir? 

Kolajen eksikliği cildimizde hemen fark edilebilir. Cildimiz sıkılığını, dinamik, gergin görünümünü yitirir ve sarkarak cilt eski parlaklığını kaybeder, kırışıklıklar gözle görülür halde belirginleşir. Ayrıca cildin nem oranının bozulmasına bağlı olarak cilt üzerinde kırışık, renk bozuklukları, yara, yanık, kesik gibi durumlarda iyileşmenin gecikmesi, solgun ve renksiz cilt görünümü, kaz ayağı görünümünde artış, göz ve yüz çevresinde morarma, çukurluk gibi değişiklikler görülebilir.

Cildin Maruz Kaldığı Zararlı Etkenler

Yaşam boyunca cildimizin maruz kaldığı zararlı etkenler;

  • Normal yaşlanmaya bağlı olarak bozulma, elastikiyet kaybına ve kırışıklık oluşumuna sebep olur.
  • Cildimiz Renk bozulmasına, kuruluğa ve hızlı kırışmaya yol açan elementlere maruz kalır
  • Cildimiz çeşitli Oksitleyici güzellik ve temizlik ürünlerine (saç boyaları, sabunlar, deterjanlar, ağartıcılar) maruz kalma dahil olmak üzere kimyasallara maruz kalır.
  • Ve son olarak cildimiz Yaralama ve yanma gibi doğrudan etkenlere maruz kalabilir.

Peki Kolajen Takviyesi Neden Gereklidir?

  • Kolajen ciltte bol miktarda bulunan proteindir. Yaşlanma ile birlikte cildin derin tabakalarında kolajen kaybı azalır. Buna bağlı olarak da cilt esnek ve dinamik görünümünü kaybeder. Elastikiyet kaybına bağlı olarak da kırışıklıklar artış gösterir. Kolajen içeren serum, krem ve tonikler kullanılarak cildin esnekliği artırılarak nem dengesi sağlanabilir. Kırışıklıklar önlenerek cildin geç görünmesi sağlanır.
  • Kolajen takviyesi Hyaluronik asit üretimi ile de ilişkilidir. Bu nedenle Kozmetik ürünlerde kolajen ve hyaluronik asit bir arada kullanılabilir.
  • Buna ilave olarak Askorbik asit içeren ürünlerde kullanılırsa Kolajen üretimi daha da artar.
  • Yaşlanmaya bağlı olarak ciltte selülit görünümü ortaya çıkar. Kolajen uygulamak özellikle kadınlarda kalça ve bacaklarda oluşan selülit görünümünü engeller.
  • Cildin daha parlak ve pürüzsüz görünmesini sağlar.
  • Cilt kuruluğunu engelleme de yardımcıdır.
  • Cildin maruz kaldığı etkilere karşı, Anti oksidan gibi davranarak serbest radikalleri ortadan kaldırırak hücre yaşlanmasını geciktirir. Bunun yanında hücre onarımını sağlayarak, yara iyileşmesinde de etkilidir.

Sağlıklı Bir Cilt İçin Kolajen

Kolajen Deride en bol bulunan lif oluşturan proteindir. İnsan derisinin yağsız kuru ağırlığının ~%80’ini oluşturur. Vucudumuzdaki tüm proteinlerin ise yaklaşık %30’u Kolajen proteinidir.

Dolayısıyla insan vücudu için önemli bir proteindir. Kolajen ismi Yunanca‘da tutkal anlamına gelen “kolla“ sözcüğünden gelir. Tıpkı bir tutkal gibi dokuları bir arada tutmayı sağlamaktadır. Temel işlevi bağ dokusunu güçlendirmek, cilde esneklik, dinç görünüm ve sıkılık kazandırmaktır.

Sadece Ciltte bulunmaz; bağ dokusu, tendon ve eklemler, damar duvarı, göz, diş, kemik ve saçlar da dahil olmak üzere tüm vücutta doku ve organlarda bulunur. 25 yaşından sonra kolajen üretimi vücudumuzda azalmaya başlar. Bu yaş aralığı 40 yaşlarına ulaştığında %10-20 arasında bir kolajen kaybı söz konusu olur.

Bu kayıplar normaldir. İnsan doğası gereği birçok dış etkenlere maruz kalır ve bunun yanında da doğal yaşlanma süreci vardır. Yaşımız ilerledikçe cildimizde kuruma, incelme, sarkma, kırışıklıklar, güneş lekeleri, yanık izleri, saç kalitesinde bozulma, tırnaklarda kırılma ortaya çıkar.

Kolajen proteini yaşlanma belirtilerini hafifletmeye yardımcı olur. Bu sayede kişinin cildinin daha dinamik, gergin, parlak bir görünüm kazanmasını sağlar. Kolajen takviyesi, cildin dışarıdan maruz kaldığı etkenlerin yarattığı toksik maddelerin zararlı etkilerini ortadan kaldırır.

Böylece yaşlanma sürecini yavaşlatarak kırışıklıkların belirgin hale gelmesini ve yeni kırışıklıkların oluşmasını engeller. Bunun yanında Kolajen takviyelerinin cilt kuruluğunu giderdiğini gösteren çalışmalar da vardır. Bunun yanında Kolajen takviyelerinin C vitamini, Hyaluronik asit içeren kremler, serumlar, tonik ve losyanların kullanılması onarım sürecini hızlandırır.

Kaynakça:
  1. SMITH, J. G., Jr, DAVIDSON, E. A., SAMS, W. M., Jr, & CLARK, R. D. (1962). Alterations in human dermal connective tissue with age and chronic sun damage. The Journal of investigative dermatology39, 347–350. https://doi.org/10.1038/jid.1962.122
  2. Lavker R. M. (1979). Structural alterations in exposed and unexposed aged skin. The Journal of investigative dermatology73(1), 59–66. https://doi.org/10.1111/1523-1747.ep12532763
  3. Pieraggi, M. T., Julian, M., & Bouissou, H. (1984). Fibroblast changes in cutaneous ageing. Virchows Archiv. A, Pathological anatomy and histopathology402(3), 275–287. https://doi.org/10.1007/BF00695081
  4. Hanson, K. M., & Simon, J. D. (1998). Epidermal trans-urocanic acid and the UV-A-induced photoaging of the skin. Proceedings of the National Academy of Sciences of the United States of America95(18), 10576–10578. https://doi.org/10.1073/pnas.95.18.10576
  5. Varani, J., Spearman, D., Perone, P., Fligiel, S. E., Datta, S. C., Wang, Z. Q., Shao, Y., Kang, S., Fisher, G. J., & Voorhees, J. J. (2001). Inhibition of type I procollagen synthesis by damaged collagen in photoaged skin and by collagenase-degraded collagen in vitro. The American journal of pathology158(3), 931–942. https://doi.org/10.1016/S0002-9440(10)64040-0
  6. Nusgens, B. V., Humbert, P., Rougier, A., Colige, A. C., Haftek, M., Lambert, C. A., Richard, A., Creidi, P., & Lapière, C. M. (2001). Topically applied vitamin C enhances the mRNA level of collagens I and III, their processing enzymes and tissue inhibitor of matrix metalloproteinase 1 in the human dermis. The Journal of investigative dermatology116(6), 853–859. https://doi.org/10.1046/j.0022-202x.2001.01362.x
  7. Harman D. (1992). Free radical theory of aging. Mutation research275(3-6), 257–266. https://doi.org/10.1016/0921-8734(92)90030-s
  8. Fisher, G. J., Quan, T., Purohit, T., Shao, Y., Cho, M. K., He, T., Varani, J., Kang, S., & Voorhees, J. J. (2009). Collagen fragmentation promotes oxidative stress and elevates matrix metalloproteinase-1 in fibroblasts in aged human skin. The American journal of pathology174(1), 101–114. https://doi.org/10.2353/ajpath.2009.080599
  9. Shuster, S., Black, M. M., & McVitie, E. (1975). The influence of age and sex on skin thickness, skin collagen and density. The British journal of dermatology93(6), 639–643. https://doi.org/10.1111/j.1365-2133.1975.tb05113.x
  10. Varani, J., Dame, M. K., Rittie, L., Fligiel, S. E., Kang, S., Fisher, G. J., & Voorhees, J. J. (2006). Decreased collagen production in chronologically aged skin: roles of age-dependent alteration in fibroblast function and defective mechanical stimulation. The American journal of pathology168(6), 1861–1868. https://doi.org/10.2353/ajpath.2006.051302
  11. Calleja-Agius, J., Brincat, M., & Borg, M. (2013). Skin connective tissue and ageing. Best practice & research. Clinical obstetrics & gynaecology27(5), 727–740. https://doi.org/10.1016/j.bpobgyn.2013.06.004
  12. Kligman, A. M., Zheng, P., & Lavker, R. M. (1985). The anatomy and pathogenesis of wrinkles. The British journal of dermatology113(1), 37–42. https://doi.org/10.1111/j.1365-2133.1985.tb02042.x
  13. Sakai, S., Yasuda, R., Sayo, T., Ishikawa, O., & Inoue, S. (2000). Hyaluronan exists in the normal stratum corneum. The Journal of investigative dermatology114(6), 1184–1187. https://doi.org/10.1046/j.1523-1747.2000.00992.x
  14. Verdier-Sévrain, S., & Bonté, F. (2007). Skin hydration: a review on its molecular mechanisms. Journal of cosmetic dermatology6(2), 75–82. https://doi.org/10.1111/j.1473-2165.2007.00300.x
  15. Sharma, S., Rai, V. K., Narang, R. K., & Markandeywar, T. S. (2022). Collagen-based formulations for wound healing: A literature review. Life sciences290, 120096. https://doi.org/10.1016/j.lfs.2021.120096
  16. Fisher, G. J., Kang, S., Varani, J., Bata-Csorgo, Z., Wan, Y., Datta, S., & Voorhees, J. J. (2002). Mechanisms of photoaging and chronological skin aging. Archives of dermatology138(11), 1462–1470. https://doi.org/10.1001/archderm.138.11.1462

 

 

Ölmez Otu Çiçeği Nedir?

Özet

Ölmez çiçeği olarak bilinen helichrysum italicum bitkisi genellikle akdeniz ülkelerinin alternatif tıbbında önemli rol oynamaktadır. Geleneksel bilgilere bakıldığında farmakolojik etkileri nedeni ile  aktif araştırmaların odak noktası olmuştur. Bu derleme Helichrysum italicum’ un farmakolojik aktiviteleri, yağı ve yağın bileşimi, hücre canlanması çoğalması ve yenilenmesi hakkında mevcut bilgi durumuna genel bir bakış sağlamayı amaçlamaktadır.

Malzemeler ve yöntemler

Bu derleme yazılırken ilgili veriler  “Directory of Open Access Journals”, “Google Scholar”, “ISI Web of Knowledge”, “PubMed”, “ScienceDirect” içerisinde “ Helichrysum” ve “ H. italicum ” anahtar kelimeleri kullanılarak araştırma yapılmıştır.  Yerli ve yabancı kitaplardan  ve diğer kaynaklardan elde edilen bilgilere de yer verilmiştir.

Giriş

Helichrysum cinsine ait bitkilerin geçmiş tarihi ilk literatür Historia Plantarum” (MÖ 3.–2. yüzyıl) olup, Eresos’lu Yunan Theophrastus yazmıştır. Bu kaynakta   “ Heleiochrysos ”un yanıkların (bal ile karıştırılarak) ve zehirli hayvanların sokması/ısırıklarının tedavisinde kullanılabileceğini bildirmektedir. (1) 

Bu cinse isim verilirken cinse ait bitkilerin çiçeklerinin salkım halinde ve parlak sarı renkte olması nedeni ile güneş ve altın anlamına gelen Yunanca “helios” ve “chryos” kelimelerinden faydanılmıştır (2). Tıbbi bir bitki olarak  Helichrysum cinsine ait türler  incelenmeye başlandığında bazı türler arasında büyük benzerlik bulunması nedeni ile karmaşık bir cins olarak sınıflandırılmıştır. Bu nedenle bitkilerin doğru tanımlanması ve tarihsel bakımdan incelenmesinde zorluklar yaşanabilir. (3)  

Son yıllarda bu cinsin popüler olan çalışmalardan bazıları bazıları Helichrysum arenarium (L.) Moench (4) , Helichrysum stoechas (L.) Moench (5), Helichrysum graveolens (M Bieb) Sweet (6)  Bu türlere olan ilgi geleneksel terapötik olarak kullanılmasından ileri gelmektedir.

Orta Avrupa’da Helichrysum arenarium çiçek salkımlarının kullanımı antiseptik, koleretik ve spazmolitik özellikleri nedeniyle araştırma konusu olmuştur (3), Helichrysum graveolens ise Türkiye’de diyabetes mellitus semptomlarının kontrolünde, yara iyileşmesi, hücre yenilenmesi  ve diüretik olarak  raporlanmıştır (6).

Helichrysum stoechas , İspanya’ da  halk tıbbında özellikle anti-inflamatuar ve yara iyileştirici özelliklerinin yanı sıra diş ağrısı, ürolojik bozuklukları için kullanılmıştır  (7) 

Ayrıca Helichrysum italicum’un farmakolojik ve tıbbi özellikleri üzerine ilk bilimsel çalışmalar , 20. yüzyılın 40’lı ve 50’li yıllarında sedef hastalarında klinik araştırmaları yapılan Leonardo Santini’ye atfedilir. Ancak bulguları çok az öneme sahip dergilerde yayınlanmış ve ölümünden sonra büyük ölçüde göz ardı edilmiştir  (8) Helichrysum italicum kullanımı, diğer çalışmaların yanı sıra ek olarak solunum yolu ile ilgili olanlar gibi enflamatuar ve alerji durumlarının yanı sıra cilt durumlarında da bildirilmiştir. (6).

Helichrysum italicum için Özellikle uçucu yağları elde edildikten sonra yara iyileşmesi ve diğer cilt rahatsızlıkları, özellikle bazı hematom ve yara izlerini iyileştirmesinde ilgi çekici aromaterapi uygulamaları  çalışılmış olup hiç bir eleştiri ile karşılaşmamıştır. (6).

Gelişmeler

Helicrysum’un kimyasal bileşiminde Neril asetat (35.5), gama-Curcumene (13.9), alpha-Pinene (8.9), alpha-Curcumene (4.3), Italisen (4.0), Limonen (3.6), Neril Propionate (3.1), Okaliptol (2.3), Copaene ( 2.2) vardır (9) yapılan bir başka çalışmada ise bileşiminde çeşitli kimyasallar  H. italicum uçucu yağında tanımlanan kırk altı bileşen , toplam uçucu yağ bileşiminin %98.37’sini temsil eder kalan %1,63 kısımdaki maddeler eser miktardadır. Yaklaşık %60’lık bir toplam nispi içerikle oluşturulan seskiterpen hidrokarbonlar, en bol bulunan kimyasal bileşik sınıfı iken, monoterpen hidrokarbonlar toplam bileşimin %18.52’sini oluşturur. Tespit edilen ana bileşenler γ-Curcumene (%14.07), Neril asetat (%12.96), α-Pinene (%12.38), β-Selinene (%11.27) ve α-Selinene (%7.27) dir (10)

Hücre yenilenmesi ve yara iyileşme sürecindeki önemli faktörler, kasılma ve epitelizasyondur [ 11 ] yapılan çalışmada Helicrysum’un esansiyel yağının  hücre yenilenmesi ve yara iyileşme yara iyileştirme potansiyelini değerlendirmede bu aşamaların izlenmesi çok önemlidir. 

Yapılan çalışmalar sonucunda Helicrysum’un  esansiyel yağı bazlı topikal preparasyon ile tedavi edilen fare  gruplarında kasılma değerlerinin daha yüksek olduğunu, dolayısıyla kasılma sonucunda epitelizasyonun daha yüksek olduğu rapor edilmiştir ve ayrıca epitelizasyon için daha kısa süre gerekli olduğu görülmüştür. Yara iyileşme potansiyeli, yara kontraksiyonunun hızlı olması ve epitelizasyonu kolaylaştırmaya yardımcı olan bu uçucu yağların temel özelliği  antimikrobiyal potansiyele sahip terpenleri içermesinden kaynaklanabilir.

Günlük topikal uygulamadan sonra, H. italicum esansiyel yağ bazlı merhem ve jel ile tedavi edilen sıçanlarda yara iyileşmesi kontraksiyonu, kontrol ve araç grupları ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu. Uçucu yağ içeren jel ve merhemin, sırasıyla %42.3 ve %39.87’lik yara iyileşmesi kasılması ile en etkili olduğu rapor edilmiştir (12)

Ayrıca yapılan diğer çalışmalarda niasinamid, hyaluronik asit (HA), karnosin, matrikin peptitleri, melatonin ve Akdeniz çiçekli bitkisi Helichrysum italicum’un bir ekstresini içeren bir su içinde yağ emülsiyonunu kullanan 117 birey, 12 haftaya kadar her gece bir kez bu karışımı yüzlerine uygulamışlardır.

Bu kullanımın sonucu çok ilgi çekicidir bu karışım insan cildinde ex vivo oksidatif stresi önemli ölçüde azalttığı ve Klinik olarak, hidrasyon (+ %64,4; p  < 0,05) ve transepidermal su kaybı (TEWL) değerlerinin (− %10,0; p  < 0,05) kullanımdan sonraki 1 saat içinde düzeldiği ve  Kırışıklık sayıları %18.9’a ( p  < 0.05), kahverengi ve UV leke sayıları sırasıyla %5.5 ( p  < 0.05) ve %13.2’ye ( p < 0.05) kadar azaldığı ifade edilmiştir. Laktik asit kaynaklı cilt yorgunluğu, karışımın  kullanımdan sonraki 7 gün içinde önemli ölçüde azaldığı rapor edilmiştir. Ayrıca  Deneklerin %86.7’si cildini daha canlı  hissettiği rapor edilmiştir (13)

Bu çalışmadaki bir diğer rapor bu özütlerden elde edilen krem, çevresel faktörlerin neden olduğu cilt hasarını azaltığı  ve gece kullanımı  yaşlanmanın özellikle kırışıklık, kaz ayağı görünümünün azaltılmasında etkili olduğu ve  yaşlanmanın klinik belirtilerini iyileştirdiğini  ve  cilt tahrişini azalttığı yönünde bilgiler sunmuştur.

Soldaki görselde 28. 56. Ve 84. Günlerde etken maddenin etkisinin kaz ayağı görünümün etkisi ölçülmüştür. Ve Ortalama kırışıklık sayısı 28 gün (− %11.1; p  < 0.05), 56 gün (− %10.9; p  < 0.05) ve 84 gün (− %18.9; p  < 0.05) sonra önemli ölçüde azalmıştır ve Kırışıklık hacmi ise D56 (−%8,1; p  < 0,05) ve D84’te (−%14,8; p  < 0,05) azalmıştır (Tablo​(Tablo 3),3) ve bu kırışıklıkların ortalama derinliği D56’da ( p < 0.05) % 6.9 ve  D84’te % 7.7 ( p  < 0.05)  olmuştur.

Yapılan bir başka çalışmada ise cilt kuruluğunun birçok insan için önemli bir sorun olduğuna değinmiş ve  önlenmesi için helicrysum bitkisinin kullanılmasını önermiştir. Kuru cildin sebebi endojen veya eksojen faktörler olabilmektedir. su/lipidlerden yoksun bir stratum corneum Rahatsız edici pürüzlü ve pullu cilt yüzeyi oluşturmaktadır.

Bu Bir savunma reaksiyonudur ve cilt bariyerinin değiştirilmesi, homeostaz restorasyonunu başlatmak için sitokinlerin üretimini uyarır, ancak bu aynı zamanda bariyeri daha da zayıflatan bir inflamatuar yanıtı da indükleyebilir işte bu noktada Helichrysum özü, kuru cildin yönetimi için umut verici bir aktif bileşendir. (14)

Sonuç

Yapılan tüm bu araştırmalar sonucunda Helicrysum türlerinden elde edilen esansiyel yağlar ve bu yağların bileşimlerinden elde edilen kremler, jeller, pomadların cilt onarımını sağlamada, cilt kuruluğunda meydana gelebilecek hasarı gidermede, beraberinde Stratum corneum  ( Derinin dış tabakası, epidermis ) tabakasını yenilemede, hücre çoğalmasını tetiklemede, UV ışınlarının ciltte oluşturmuş olduğu olumsuz etkileri gidermede ve neticesinde de  cilt yaşlanmasını geciktirmekte de etkili olduğu düşünülmektedir.

Mucizevi Bitki İşte Ölmez Çiçek Hakkında Bilinenler

Bin yıllardır bitkilerin özleriyle şifa bulan insanoğlu, farklı coğrafyalarda ve farklı zamanlarda aynı bitkiyi farklı isimlerle anmıştır helicrysium bitkisi de bunlardan bir tanesidir. Bilimsel ismini Yunanca “helios” (güneş) ve “krysos” (altın) kelimelerinden köken almışken, saplarında bulunan bir bileşikten ötürü koparıldığında bile çürümeden kalmasından dolayı ölmez çiçek olarak anılıyor.

Ülkemizde daha çok Akdeniz bölgesinde kuru, kayalık veya kumlu zeminde yetişir ve diğer bir yöresel adı güneş otu olan kahramanımız adında geçtiği üzere güneşe çok fazla ihtiyaç duyuyor ve yaklaşık 50 cm yüksekliğe ulaşabilen yarı çalılıklar oluşturur. Bu bitkinin bu zamana kadar 500 farklı türü tespit edilmiştir.

Ölmez çiçek yağı, bitkinin çiçekli üst kısımlarından elde edilir. Yaklaşık olarak 350 kg bitkiden 1 kg ölmez çiçek yağı elde edilmektedir. Hasat edilen bitkiler, damıtma ünitelerinde damıtılır. Buhar yoluyla bitkiden uzaklaştırılan uçucu yağ, yoğuşturulur ve böylece en saf haline ulaşır.

Ölmez Çiçek Yağının Ciltteki Önemli Fonksiyonlarından Birisi Hücre

Yenileyici özelliği ile anti-aging cilt yaşlanmasına  karşıtı etki  gösteren uçucu yağlardan olmasıdır. Kozmetik bakım ürünlerinde tercih edilmesinin en önemli sebeplerinden birisi de budur. Hızlı emilen, cilt metabolizmasına dahil olarak cildi besleyen ve bakım sağlayan Ölmez Çiçek yağı, %100 doğal ve etkili bir cilt bakımı sunar. 

Yaşlanma karşıtı etkilerinin yanı sıra cildi UV ışınlarının zararlı etkilerinden korur ve UV ile yıpranan cilt tabakasını onarmada etkilidir. Cilt kuruluğu nedeni ile cilt yüzeyinde meydana gelebilecek hücre yıpranmalarına karşı hücreleri yenileyerek daha genç canlı ve dinamik ve parlak bir cilt görünüm elde etmeyi sağlar.

Ölmez çiçek ve bu bitkiden elde edilen kozmetik ürünler  yanlızca hücre yaşlanmasına karşı etkili değil bununla birlikte yara iyi edici, antiinflamatuar, antifungal, antibakteriyel, ve antioksidan özellikleri ile  cildinizde bulunan zararlı bakteri ve iltihaplanmaya sebep olacak etkenlerinde önüne geçer ayrıca cilt yüzeyinde meydana gelen lekelenmeler ve güneş yanıklarına karşı hücre yenilenmesinde bu bitkinin yağlarından faydalanıldığı bilinmektedir.

Kaynakça

1- Kattge, J., Bönisch, G., Díaz, S., Lavorel, S., Prentice, I. C., Leadley, P., Tautenhahn, S., Werner, G., Aakala, T., Abedi, M., Acosta, A., Adamidis, G. C., Adamson, K., Aiba, M., Albert, C. H., Alcántara, J. M., Alcázar C, C., Aleixo, I., Ali, H., Amiaud, B., … Wirth, C. (2020). TRY plant trait database – enhanced coverage and open access. Global change biology26(1), 119–188. https://doi.org/10.1111/gcb.14904  

2-  R.Perrinia   I., Morone-FortunatoaE., Lorusso bP.,  Avatob     Glands, essential oils and in vitro establishment of Helichrysum italicum (Roth) G. Don ssp. microphyllum (Willd.)Nyman (2008) https://doi.org/10.1016/j.indcrop.2008.07.010

3- N.G.PassalacquaaP.M.GuarrerabG.De Finec Contribution to the knowledge of the folk plant medicine in Calabria region (Southern Italy) (2007) Fitoterapia 78(1), 52-68

https://doi.org/10.1016/j.fitote.2006.07.005

4- Czinner, E., Hagymási, K., Blázovics, A., Kéry, A., Szoke, E., & Lemberkovics, E. (2000). In vitro antioxidant properties of Helichrysum arenarium (L.) Moench. Journal of ethnopharmacology73(3), 437–443. https://doi.org/10.1016/s0378-8741(00)00304-4

5- Carini, M., Aldini, G., Furlanetto, S., Stefani, R., & Facino, R. M. (2001). LC coupled to ion-trap MS for the rapid screening and detection of polyphenol antioxidants from Helichrysum stoechas. Journal of pharmaceutical and biomedical analysis24(3), 517–526. https://doi.org/10.1016/s0731-7085(00)00431-3

6-Aslan, M., Orhan, D. D., Orhan, N., Sezik, E., & Yeşilada, E. (2007). A study of antidiabetic and antioxidant effects of Helichrysum graveolens capitulums in streptozotocin-induced diabetic rats. Journal of medicinal food10(2), 396–400. https://doi.org/10.1089/jmf.2006.293

7- Rivera, D., & Obón, C. (1995). The ethnopharmacology of Madeira and Porto Santo Islands, a review. Journal of ethnopharmacology46(2), 73–93. https://doi.org/10.1016/0378-8741(95)01239-a

8- Bauer, J., Koeberle, A., Dehm, F., Pollastro, F., Appendino, G., Northoff, H., Rossi, A., Sautebin, L., & Werz, O. (2011). Arzanol, a prenylated heterodimeric phloroglucinyl pyrone, inhibits eicosanoid biosynthesis and exhibits anti-inflammatory efficacy in vivo. Biochemical pharmacology81(2), 259–268. https://doi.org/10.1016/j.bcp.2010.09.025

9- Han, X., Beaumont, C., & Stevens, N. (2017). Chemical composition analysis and in vitro biological activities of ten essential oils in human skin cells. Biochimie open5, 1–7. https://doi.org/10.1016/j.biopen.2017.04.001

10- Andjić, M., Božin, B., Draginić, N., Kočović, A., Jeremić, J. N., Tomović, M., Milojević Šamanović, A., Kladar, N., Čapo, I., Jakovljević, V., & Bradić, J. V. (2021). Formulation and Evaluation of Helichrysum italicum Essential Oil-Based Topical Formulations for Wound Healing in Diabetic Rats. Pharmaceuticals (Basel, Switzerland)14(8), 813. https://doi.org/10.3390/ph14080813

11- Li, Y., Li, J., Zhao, C., Yang, L., Qi, X., Wang, X., Zhou, Q., & Shi, W. (2021). Hyperglycemia-reduced NAD+ biosynthesis impairs corneal epithelial wound healing in diabetic mice. Metabolism: clinical and experimental114, 154402. https://doi.org/10.1016/j.metabol.2020.154402

12- Andjić, M., Božin, B., Draginić, N., Kočović, A., Jeremić, J. N., Tomović, M., Milojević Šamanović, A., Kladar, N., Čapo, I., Jakovljević, V., & Bradić, J. V. (2021). Formulation and Evaluation of Helichrysum italicum Essential Oil-Based Topical Formulations for Wound Healing in Diabetic Rats. Pharmaceuticals (Basel, Switzerland)14(8), 813. https://doi.org/10.3390/ph14080813

13-Granger, C., Brown, A., Aladren, S., & Narda, M. (2020). Night Cream Containing Melatonin, Carnosine and Helichrysum italicum Extract Helps Reduce Skin Reactivity and Signs of Photodamage: Ex Vivo and Clinical Studies. Dermatology and therapy10(6), 1315–1329. https://doi.org/10.1007/s13555-020-00443-2

14-Bize, C., Le Gélébart, E., Moga, A., Payré, B., & Garcia, C. (2021). Barrier disruption, dehydration and inflammation: Investigation of the vicious circle underlying dry skin. International journal of cosmetic science43(6), 729–737. https://doi.org/10.1111/ics.12748

Vitamin C Nedir? Ne İşe Yarar

Özet

Askorbik asit diğer ismi ile C vitamini Cilt yaşlanması, cilt onarımı, yara iyileşmesi, doku yenilenmesi gibi süreçlerin  düzenlenmesinde öenmli rol oynamaktadır. Bu yönü sayesinde  kozmetik  ürünlerin zorunlu bileşeni olarak görev yapar.

Bu derleme cildimizin doğal yaşam sürecinde maruz kaldığı zararlı etkenler  ve bu zararlı etkenlerin ciltteki olumsuz etkisini azaltmak amacı ile C vitamini kullanmanın faydalarını gösteren klinik araştırmaları özetlemeyi ve değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

Anahtar Kelimeler: Askorbik asit, C vitamini, , kozmetik, dermatololoji.

C Vitamini Nedir? Ne İşe Yarar?

C vitamini diğer ismi ile  (askorbik asit), temel suda çözünür bir elektron verici basit, düşük moleküler ağırlıklı bir karbonhidrattır. C vitamini suda çözünen bir vitamindir. İnsan vücudu C vitamini üretimi için gerekli olan L-gulonolakton oksidaz adı verilen enzime sahip olmadığı için C vitamininin dışarıdan alınması gerekir. C Vitamini eksikliğinde iskorbit, cilt kalitesinin bozulması, diş eti hastalıkları diş kaybı,  kıl yapısında bozulma, deri altında kanama ( kırılganlık ve bağ dokusu morfolojisinin kaybı nedeniyle)  ve bunun yanı sıra geç yara iyileşmesi ( kolajen oluşumu ile ilişkili) görülür. (1)

C Vitaminin Derideki Potansiyel İşlevleri 

C Vitaminin Hücre Yaşlanması ve Yenilenmesindeki Rolü

Cildin  iki katmanı vardır ; epidermis ve dermis; epidermis tabakası yüzeye yakın olan tabakadır ve dermiş tabakasına göre 2-5 kat  daha fazla C vitamini bulundurur. (2)  Normal ve sağlıklı bir ciltte diğer vücut dokularında olduğu gibi yüksek konsantrasyonlarda C vitamini vardır.  Derideki C vitamininin çoğu hücre içi bölmelerde görülmektedir. Derideki vitamin C seviyeleri de birçok vücut organındaki hücrelerdeki miktar ile yakındır. Ancak yetersiz beslenme, stres, Uv ışınlarına maruz kalma, sigara kullanımı gibi durumlarda Ciltteki C vitamini oranını azalmaya başlar.

C Vitaminin Kolajen Oluşumundaki Etkisi

C Vitamini kolajen molekülünün üçüncül yapısını sabit tutan bir kofaktör olarak görev yapmasının yanı sıra gen ekspresyonunu da uyarır. Deride kolajen oluşumu çoğunlukla dermisteki fibroblastlar tarafından gerçekleşir. C vitamini olmadığında Fibroblastlar kolajen üretimini  hem azaltır hem de oluşan proteinlerin yapısında değişimler meydana gelir. (3)

Serbest Radikalleri Temizleme Etkisi

Günlük yaşamda cildimiz bir çok dış faktörlere maruz kalır. Örneğin UV radyonları, güneş ışınları vs gibi bu gibi dış faktörler cildimizde oksidatif hasara sebebiyet verir.

C vitamini  enzimatik savunmaları (katalaz, glutatyon peroksidaz ve süperoksit dismutaz) ve diğer enzimatik olmayan savunmaları (E vitamini, glutatyon, ürik asit ve karotenoidler gibi diğer farazi antioksidanlar) içeren antioksidanlardan bir tanesidir. Antioksidanların cilde oksidatif hasarı önleme kapasitesini belirlemek için yürütülen çalışmalarının çoğu, bu bileşiklerin bir kokteylini kullanmıştır. (4,6 )

Bunun yanı sıra  C vitamini, E vitamini ( 4, 5, 7 )   ile birlikte kullanıldığında ciltteki oksidatif hasarı azaltmada özellikle etkilidir . C vitamini burada E vitamini rejeneratörü olarak  işlev görür. Ve Böylece bu önemli lipitte çözünür radikal temizleyiciyi olan E vitaminini etkili bir şekilde geri dönüştürür ve hücre zarı yapılarındaki oksidatif hasarı azaltır. (8)

C Vitamini Eksikliği

C vitamini eksikliğinde ciltte fonksiyon kayıpları meydana gelir. Özellikle kolajen eksikliğine bağlı olarak yara iyileşmesi geç gerçekleşmektedir. Bunun yanında kırılganlığın artması ve bağ dokusunun morfolojik kayıpları ile birlikte deri altı kanamalar C vitamini eksik olan kişilerde daha fazla gözlemlenir.

Sağlıklı Bir Cilt İçin C Vitamini Hem Takviye Gıda Olarak Hem de Krem, Losyon, Tonik Vb. Solüsyonlar İle Desteklenebilir

C vitamini gıda ile yeterli miktarda alınmadığı  zaman kan plazma seviyelerinde eksikliği gözlenir bu gibi durumlarda  bir miktar C vitamini topikal uygulama ile epidermal tabakaya iletilebilir, ve bu eksiklik cilde kullanılan krem yada serumlar ile giderilebilir.   C vitamini suda çözünür ve yüklü bir moleküldür. Epidermal hücrelerin uç kısımlarında yük farkı olduğu için bariyer görevi görerek C vitaminini iter. Ancak Ortamda pH seviyesi 4 ün altında olduğunda bir miktar emilim meydana gelir. Bu sayede C vitamini Cilt tarafından emilir. (9)

Fotoyaşlanma ve UV Hasarına Karşı C Vitamini Aracılı Koruma

UV ışınlarına  maruz kalma nedeniyle ciltte meydana gelen değişikliklerin, daha yavaş olan ‘doğal’ yaşlanma süreciyle pek çok ortak noktası vardır; önemli bir fark, daha akut bir başlangıçtır. 

C vitamininin UV den kaynaklanan hasarı azalttığı  bilinmektedir. (10, 11, 12) UV kaynaklı foto-yaşlanma söz konusu ise ciltte doğrudan radikaller üretilmeye başlar ve antioksidan takviyesi gereklidir. Bu süreçte C vitamini hem topikal hem de diyetle alınmalıdır. (11,13,14 ). UV ışığının epidermisteki C vitamini içeriğini tükettiği görülmektedir.

(15,16) Yapılan deneysel çalışmalarda UV ışınlarına maruz kalmış kültüre edilen keratinosit hücrelerinde lipid peroksidasyonunu önler ve keratinositi apoptozdan koruyarak hücre ölümü engeller. (17, 18). UV ışınlarına karşı etkili koruma için E vitamini ile C vitamini kombinasyonları çok etkilidir. Bu kombinasyon ayrıca aşırı UV maruziyetinin neden olduğu iltihabı da azaltır. (19)

C Vitaminin Cilt Kuruluğuna Etkisi

Hücre kültürü çalışmaları, C vitamini takviyesinin lipitlerin üretimini artırdığı ve keratonistlerin farklılaşmasını indüklediğini göstermişse de C vitaminin cilt kuruluğunu etkileyip etkilemediği konusunda kesin bir sonuca varmak zordur. (20)

Vitaminin Cilt Kırışıkları Üzerinde Etkisi

Kırışıklıklar kronolojik yaşlanma sırasında oluşur ve UV ışınlarına maruz kalma veya sigara içme gibi dış etkenler ile süreç belirgin şekilde hızlanır. Kırışıklık oluşumunun derinin alt dermal tabakasındaki değişikliklerden kaynaklandığı düşünülmektedir. (21) Bunun yanında Kolajen kaybının, kolajen ve elastik liflerin bozulmasının ve dermal-epidermal bileşkedeki değişikliklerin kırışıklık oluşumuna  katkıda bulunabileceği düşünülür. (21, 22, 23, 24, 25)

Ciltteki kırışıklıkların veya ince çizgilerin görünümü, dış görünüş  üzerinde büyük bir etkiye sahiptir ve bu nedenle genellikle çalışmalarının odak noktasıdır.  Genellikle Cilt kırışıklıklarının giderilmesi için diğer antioksidanlar ve diğer doğal bileşikler ile bir karışım oluşturularak topikal uygulamalar yapılarak çalışılmıştır. Yapılan bu çalışmalarda da kırışıklık ölçümünün zor olması nedeni ile tam olarak kırışıklıkları engellediği söylenemez. Ancak en güncel çalışmalarda çeşitli cilt katmanlarının kalınlığını belirlemek için gelişmiş ultrasonografi tekniği gibi teknolojileri kullanarak kırışıklıklarının derecesini belirlemeyi amaçlamıştır. (26)

C Vitaminin Yara iİileşmesindeki Rolü

Yara iyileşmesi 3 aşamadan oluşan karmaşık bir süreçtir. İnflamasyon, yeni doku oluşumu ve yeniden şekillenme (27) C vitamini kolajen sentezinde önemli bir kofaktördür. (28) yara bölgesinde hızlıca lokal inflamasyon ve kolajen üretimi başlar bu nedenle C vitamini hem topikal olarak uygulanabilir hemde besin takviyesi olarak alınabilir. (29) C vitamini ve E vitamini takviyesi geniş yanıkları olan çocuklarda yara iyileşmesini hızlandırmıştır. Son zamanlarda yapılan bir çalışmada C vitaminini silikon jel içinde topikal olarak uygulanması kalıcı yara izi oluşmasında önemli bir azalma ile sonuçlanmıştır. (30)

Cildin Maruz Kaldığı Zararlı Etkenler

Yaşam boyunca cildimizin maruz kaldığı zararlı etkenler;

  • Normal yaşlanmaya bağlı olarak bozulma, elastikiyet kaybına ve kırışıklık oluşumuna sebep olur.
  • Cildimiz Renk bozulmasına, kuruluğa ve hızlı kırışmaya yol açan elementlere maruz kalır
  • Cildimiz çeşitli Oksitleyici güzellik ve temizlik ürünlerine (saç boyaları, sabunlar, deterjanlar, ağartıcılar) maruz kalma dahil olmak üzere kimyasallara maruz kalır.
  • Ve son olarak cildimiz Yaralama ve yanma gibi doğrudan etkenlere maruz kalabilir.

Peki C Vitamini Neden Gereklidir?

  • Cilt fibroblastları, kolajen sentezi ve dermiste kolajen/elastin dengesinin düzenlenmesi için C vitaminine mutlaka ihtiyaç vardır.  Kültüre edilmiş hücrelerle ilgili çok sayıda in vitro veri vardır. Ek olarak, hayvanlara C vitamini takviyesi, in vivo kolajen sentezinde artış göstermiştir.
  • Deri keratinositleri, yüksek konsantrasyonlarda C vitamini biriktirme kapasitesine sahiptir ve bu, E vitamini ile birlikte UV ışınlarına karşı koruma sağlar. Bu bilgiler, hayvan ve insan çalışmalarından elde edilen destekleyici bilgilerle kültürlenmiş hücrelerle yapılan in vitro çalışmalardan elde edilebilir.
  • Kültürde keratinositlerin analizi, C vitamininin antioksidan enzimlerin gen ekspresyonunu, fosfolipidlerin organizasyonunu ve birikimini etkilediğini ve stratum corneum oluşumunu ve genel olarak epitelin farklılaşmasını desteklediğini göstermiştir.
  • Topikal uygulama yoluyla C vitamininin cilde iletilmesi öenmlidir. Bazı insan çalışmaları UV ışınlarından korunma açısından faydalı bir etki önermiş olsa da, en etkili formülasyonlar hem C hem de E vitaminlerini birlikte cilde iletilmesi ile gerçekleşir.
  • İyi  bir cilt sağlığı için, meyve ve sebze alımı önemli bir faktördür. C Vitamini Meyve ve sebzelerde aktif bileşen tanımlanmamıştır
  • İnsan derisindeki yaşlanma belirtileri, C vitamini takviyesi ile iyileştirilebilir. Cilt değişikliklerinin ölçülmesi zor olsa da, bir dizi çalışma bunu desteklemektedir. Bazı çalışmalar, C vitamininin kolajen birikimi ve kırışıklık derinliğini azalttığına dair önemli veriler sunmaktadır.
  • C vitamini takviyesi, yara iyileşmesine büyük ölçüde yardımcı olur ve sert tabakalı yara oluşumunu en aza indirir. Bu, insanlarda ve hayvanlarda yapılan çok sayıda klinik çalışmada kanıtlanmıştır.

Askorbik Asit

C vitamini yani Askorbik asit suda çözünen bir vitamindir. İnsan vücudu C vitamini üretimi için gerekli olan L-gulonolakton oksidaz adı verilen enzime sahip olmadığı için C vitamininin dışarıdan alınması gerekir.

Günlük yaşamımızda cildimiz normal yaşlanmaya bağlı olarak deforme olur, buna ilave olarak  elastikiyet kaybı ve kırışıklık oluşumu gözlenir, ayrıca çeşitli ışınlara maruz kalma sonucunda cilt renginin  bozulması, cilt kuruluğuna ve hızlı kırışmaya yol açan elementlere maruz kalır.  

Ayrıca cildimiz Çeşitli Oksitleyici güzellik ve temizlik ürünlerine (saç boyaları, sabunlar, deterjanlar, ağartıcılar) ve  çeşitli kimyasallara maruz kalmanın yanı sıra yaralama ve yanma gibi doğrudan etkenlerle de karşı karşıyadır. İşte bu dış faktörler cildimiz üzerindeki birçok olumsuz etki yaratır.  

C vitamininin aslında bilinen en önemli etkisi insan vücudunda bağışıklık sistemini güçlendirmesidir.  Bunun yanında C vitamini vücuda hem besinsel hem de topikal olarak uygulandığı zaman; Askorbik asit isminden de anlaşılacağı gibi asitli bir bileşik olduğu için cildin üst tabakalarına peeling etkisi yaparak daha pürüzsüz görünmesini sağlar.

Cildin renk tonunu eşitler. Göz altı morluklarının giderilmesinde yardımcı olur. Kolajen üretimine yardımcı olduğu için cildin esnek olmasını sağlar. Cildin daha parlak, daha canlı görünmesini sağlar. Ciltteki ince çizgilerin yok edilmesi ve Anti-aging etkisi ile kırışıklıkların giderilmesine yardımcı olur. Kolajen ve elastin üretimine katkıda bulunduğu için yara izlerinin oluşmasını da engeller. Ayrıca Ciltte biriken toksik maddelerin, serbest radikallerin giderilmesi ile de yüzdeki solgun ve yorgun görünümü alır.

Kaynakça
  • Talarico, V., Aloe, M., Barreca, M., Galati, M. C., & Raiola, G. (2014). Do you remember scurvy?. La Clinica terapeutica165(5), 253–256. https://doi.org/10.7417/CT.2014.1755

 

 

  • Nusgens, B. V., Humbert, P., Rougier, A., Colige, A. C., Haftek, M., Lambert, C. A., Richard, A., Creidi, P., & Lapière, C. M. (2001). Topically applied vitamin C enhances the mRNA level of collagens I and III, their processing enzymes and tissue inhibitor of matrix metalloproteinase 1 in the human dermis. The Journal of investigative dermatology116(6), 853–859. https://doi.org/10.1046/j.0022-202x.2001.01362.x

 

  • Stewart, M. S., Cameron, G. S., & Pence, B. C. (1996). Antioxidant nutrients protect against UVB-induced oxidative damage to DNA of mouse keratinocytes in culture. The Journal of investigative dermatology106(5), 1086–1089. https://doi.org/10.1111/1523-1747.ep12339344

 

  • Lin, J. Y., Selim, M. A., Shea, C. R., Grichnik, J. M., Omar, M. M., Monteiro-Riviere, N. A., & Pinnell, S. R. (2003). UV photoprotection by combination topical antioxidants vitamin C and vitamin E. Journal of the American Academy of Dermatology48(6), 866–874. https://doi.org/10.1067/mjd.2003.425

 

  • Darr, D., Dunston, S., Faust, H., & Pinnell, S. (1996). Effectiveness of antioxidants (vitamin C and E) with and without sunscreens as topical photoprotectants. Acta dermato-venereologica76(4), 264–268. https://doi.org/10.2340/0001555576264268

 

  • Dreher, F., Gabard, B., Schwindt, D. A., & Maibach, H. I. (1998). Topical melatonin in combination with vitamins E and C protects skin from ultraviolet-induced erythema: a human study in vivo. The British journal of dermatology139(2), 332–339. https://doi.org/10.1046/j.1365-2133.1998.02447.x

 

  • Tanaka, K., Hashimoto, T., Tokumaru, S., Iguchi, H., & Kojo, S. (1997). Interactions between vitamin C and vitamin E are observed in tissues of inherently scorbutic rats. The Journal of nutrition127(10), 2060–2064. https://doi.org/10.1093/jn/127.10.2060

 

 

  • McArdle, F., Rhodes, L. E., Parslew, R., Jack, C. I., Friedmann, P. S., & Jackson, M. J. (2002). UVR-induced oxidative stress in human skin in vivo: effects of oral vitamin C supplementation. Free radical biology & medicine33(10), 1355–1362. https://doi.org/10.1016/s0891-5849(02)01042-0

 

  • Lin, J. Y., Selim, M. A., Shea, C. R., Grichnik, J. M., Omar, M. M., Monteiro-Riviere, N. A., & Pinnell, S. R. (2003). UV photoprotection by combination topical antioxidants vitamin C and vitamin E. Journal of the American Academy of Dermatology48(6), 866–874. https://doi.org/10.1067/mjd.2003.425

 

  • Darr, D., Dunston, S., Faust, H., & Pinnell, S. (1996). Effectiveness of antioxidants (vitamin C and E) with and without sunscreens as topical photoprotectants. Acta dermato-venereologica76(4), 264–268. https://doi.org/10.2340/0001555576264268

 

  • Nakamura, T., Pinnell, S. R., Darr, D., Kurimoto, I., Itami, S., Yoshikawa, K., & Streilein, J. W. (1997). Vitamin C abrogates the deleterious effects of UVB radiation on cutaneous immunity by a mechanism that does not depend on TNF-alpha. The Journal of investigative dermatology109(1), 20–24. https://doi.org/10.1111/1523-1747.ep12276349

 

 

  • Buettner, G. R., Motten, A. G., Hall, R. D., & Chignell, C. F. (1987). ESR detection of endogenous ascorbate free radical in mouse skin: enhancement of radical production during UV irradiation following application of chlorpromazine. Photochemistry and photobiology46(2), 161–164. https://doi.org/10.1111/j.1751-1097.1987.tb04751.x

 

  • Crisan, D., Roman, I., Crisan, M., Scharffetter-Kochanek, K., & Badea, R. (2015). The role of vitamin C in pushing back the boundaries of skin aging: an ultrasonographic approach. Clinical, cosmetic and investigational dermatology8, 463–470. https://doi.org/10.2147/CCID.S84903

 

  • Savini, I., Catani, M. V., Rossi, A., Duranti, G., Melino, G., & Avigliano, L. (2002). Characterization of keratinocyte differentiation induced by ascorbic acid: protein kinase C involvement and vitamin C homeostasis. The Journal of investigative dermatology118(2), 372–379. https://doi.org/10.1046/j.0022-202x.2001.01624.x

 

  • Kang, J. S., Kim, H. N., Jung, D. J., Kim, J. E., Mun, G. H., Kim, Y. S., Cho, D., Shin, D. H., Hwang, Y. I., & Lee, W. J. (2007). Regulation of UVB-induced IL-8 and MCP-1 production in skin keratinocytes by increasing vitamin C uptake via the redistribution of SVCT-1 from the cytosol to the membrane. The Journal of investigative dermatology127(3), 698–706. https://doi.org/10.1038/sj.jid.5700572

 

  • Fuchs, J., & Kern, H. (1998). Modulation of UV-light-induced skin inflammation by D-alpha-tocopherol and L-ascorbic acid: a clinical study using solar simulated radiation. Free radical biology & medicine25(9), 1006–1012. https://doi.org/10.1016/s0891-5849(98)00132-4

 

  • Savini, I., Catani, M. V., Rossi, A., Duranti, G., Melino, G., & Avigliano, L. (2002). Characterization of keratinocyte differentiation induced by ascorbic acid: protein kinase C involvement and vitamin C homeostasis. The Journal of investigative dermatology118(2), 372–379. https://doi.org/10.1046/j.0022-202x.2001.01624.x

 

 

  • Puizina-Ivić N. (2008). Skin aging. Acta dermatovenerologica Alpina, Pannonica, et Adriatica17(2), 47–54.

 

  • Craven, N. M., Watson, R. E., Jones, C. J., Shuttleworth, C. A., Kielty, C. M., & Griffiths, C. E. (1997). Clinical features of photodamaged human skin are associated with a reduction in collagen VII. The British journal of dermatology137(3), 344–350.

 

  • Sachs, D. L., Rittié, L., Chubb, H. A., Orringer, J., Fisher, G., & Voorhees, J. J. (2013). Hypo-collagenesis in photoaged skin predicts response to anti-aging cosmeceuticals. Journal of cosmetic dermatology12(2), 108–115. https://doi.org/10.1111/jocd.12037

 

  • Contet-Audonneau, J. L., Jeanmaire, C., & Pauly, G. (1999). A histological study of human wrinkle structures: comparison between sun-exposed areas of the face, with or without wrinkles, and sun-protected areas. The British journal of dermatology140(6), 1038–1047. https://doi.org/10.1046/j.1365-2133.1999.02901.x

 

  • Bertuccelli, G., Zerbinati, N., Marcellino, M., Nanda Kumar, N. S., He, F., Tsepakolenko, V., Cervi, J., Lorenzetti, A., & Marotta, F. (2016). Effect of a quality-controlled fermented nutraceutical on skin aging markers: An antioxidant-control, double-blind study. Experimental and therapeutic medicine11(3), 909–916. https://doi.org/10.3892/etm.2016.3011

 

 

  • Carr, A. C., & Vissers, M. C. (2012). Good nutrition matters: hypovitaminosis C associated with depressed mood and poor wound healing. The New Zealand medical journal125(1362), 107–109.

 

  • Yun, I. S., Yoo, H. S., Kim, Y. O., & Rah, D. K. (2013). Improved scar appearance with combined use of silicone gel and vitamin C for Asian patients: a comparative case series. Aesthetic plastic surgery37(6), 1176–1181. https://doi.org/10.1007/s00266-013-0210-5

 

  • Yun, I. S., Yoo, H. S., Kim, Y. O., & Rah, D. K. (2013). Improved scar appearance with combined use of silicone gel and vitamin C for Asian patients: a comparative case series. Aesthetic plastic surgery37(6), 1176–1181. https://doi.org/10.1007/s00266-013-0210-5

Girişimci olup evinizden çalışarak para kazanmak ister misiniz?

X